French · Batı Felsefesi

Insociabilité

Schopenhauer'da, yüksek derecede entelektüel bir insanın insanlarla ilişkiden doğal bir eğilimle —*erdem* ya da *çilecilik* değil— uzaklaşması söz konusudur. Kural orantılıdır: Bir zihin kendi içinde ne kadar çok şeye sahipse, dışarıya o kadar az ihtiyaç duyar ve başkaları ona o kadar az fayda sağlayabilir; iç zenginlik, toplumu neredeyse gereksiz kılar. Bu asosyallik ne *insan düşmanlığı* ne de bir *disiplindir*, zihinsel bir *kendine yeterliliğin* tam tersidir. <em>Acı ve can sıkıntısı</em>’nı uzatır: Zengin bir zihin boşluğunu tek başına doldururken, yoksul bir zihin kendi boşluğundan kaçmak için toplantılara koşar. *Manastır inzivası* olan <em>anahoretlik</em>’ten —Tanrı için istenen çileci bir geri çekilme— ve Stoacıların *erdemle kazanılan* <em>kendine yeterlilik</em> (*autarkeia*)’dan ayırmak gerekir: Schopenhauer’ın asosyalliği, *akıl* ile birlikte gelir, *kendini yenerek* kazanılmaz.

Car plus un homme possède en lui-même, moins il a besoin du monde extérieur et moins les autres peuvent lui être utiles. Aussi la supériorité de l’intelligence conduit-elle à l’insociabilité.
Arthur Schopenhauer, Aphorismes sur la sagesse dans la vie, Chapitre II, « De ce que l’on est ». Librairie Germer Baillière et Cie, 1880 · trans. J.-A. Cantacuzène

Schopenhauer’nin tarif ettiği hareket bir kademelenmedir, kapris değil. Akıllı insan «her şeyden önce acıdan, sıkıntıdan kaçmaya, huzur ve boş vakit bulmaya can atacaktır»; sakin bir yaşam seçer, başına bela olacaklardan sakınır, bir süre «insan denen varlıklarla» haşır neşir olduktan sonra «inzivayı yeğler». En üstün zekâlar için ise nihai durak yalnızlıktır. Her basamak dış dünyadan biraz daha keser.

Bu eğimi belirleyen şey bir terazidir: bir yanda iç zenginlik, öte yanda başkalarına duyulan ihtiyaç. Sözün özü bunu açıkça koyar — iç dünyasında ne kadar çok şey varsa, dış dünya o kadar gereksizleşir, başkaları da o kadar işe yaramaz olur. Toplum horlanarak terk edilmez; sadece kendine yetene artık pek lüzumu kalmaz. «Yüz aptal bir araya gelse yine de akıllı bir insan etmez»: nicelik asla niteliğin yerini tutmaz, büyük dünya nadir bir zekâya ölçüsünde besin sunmaz.

Yalnızlık böylece herkesi ortaya çıkarır. «İnsan yalnız kaldığında, kendi kaynaklarına indirgendiğinde, gerçekte neye sahip olduğu görülür.» Aptal orada «sefil bireyselliğinin ezeli yükü altında» boğulur; zengin yetenekli insan ise «en ıssız diyarı düşünceleriyle doldurur, canlandırır». Schopenhauer Seneca’yı yardıma çağırır: «omnis stultitia laborat fastidio sui» — aptallık kendinden tiksinir, işte bu yüzden aptal başkalarının gürültüsüne muhtaçken, bilgeye o gürültü lüzumsuzdur.

Anahoretlikten farklıdır. Çöl keşişi disiplin ve Allah için inzivaya çekilir; yalnızlığı manevi bir çabadır, sosyallik arzusundan koparılarak elde edilir. Schopenhauer’ci asosyallik ise kendine karşı bir mücadele değildir: zekâyı gölge gibi takip eden bir eğilimdir.

Stoacı otarşinden de farklıdır. Bilge erdem yoluyla kendine yeter hale gelir, arzularını kendi elinde olana indirger. Burada ise yeterlilik ahlaki değil, entelektüeldir; üstelik doğuştandır: üstün bir zekâ olmak egzersizle kazanılmaz, öyledir. Aynı kök, acı ve can sıkıntısıyla akrabalığı da açıklar — zengin bir zekâ topluma boşluğunu doldurmak için ihtiyaç duymaz, çünkü dolduracak boşluğu yoktur.

← sözlüğe dön