Orgueil
Schopenhauer'da *gurur*, kendi değerimiz konusunda içsel ve doğrudan edinilmiş bir inançtır — tanığa ihtiyaç duymayan, söz gerektirmeyen bir kesinlik. Kökü bir yargıdadır, irade değil: gururlu olmayı seçerek gururlu olunmaz, gerçek ya da varsayılan meziyetleri kesin saydığı için öyledir. *Kibir*in tersine, suskunlaştırır: başkalarından elde edecek bir şeyi olmadığı için dilenmez.
l’orgueil est la conviction déjà fermement acquise de notre propre haute valeur sous tous les rapports
Schopenhauer, gurur ve kibri, insanı mutluluğunu başkalarının görüşüne bağlamaya iten “delilik”in üç yavrusu arasında sayar; hırs da bunların yanındadır. Ama ikisini kesin bir çizgiyle ayırır: “Gurur, her bakımdan kendi değerimizin yüksek olduğuna dair sabitlenmiş bir inançtır.” Bu değer gerçek ya da hayali olabilir, fark etmez — gururu tanımlayan, inancın yerleşmiş, içsel olması ve kimsenin onayına ihtiyaç duymamasıdır.
İşte en belirgin özelliği de buradan gelir: “Gururlu olmak isteyen olamaz; olsa olsa gurur takınabilir isteyen; ama bu da, her ödünç alınmış rol gibi, kısa sürede maskesini düşürür.” Gurur oynanmaz, çünkü “kökü inançta”dır — ve bir inanç, her bilgi gibi, özgür iradenin dışındadır: inanmaya karar verilemez, ya inanılır ya inanılmaz. Bu yüzden gurur “suskun” kılar: başkalarından elde edecek bir şeyi olmadığı için konuşmaya da ihtiyacı yoktur.
Schopenhauer, bu sevilmeyen tutkuya beklenmedik bir savunma getirir: onu yerden yere vuranlar, der, “övünecek hiçbir şeyleri olmadığı” içindir. Yine de gururun bir türünü değersiz bulur — millî gurur, “en ucuz gurur”dur çünkü kişisel bir meziyetin yokluğunu ele verir; birey, kendine ait hiçbir şeyi olmadığı için milyonlarla paylaştığı şeylere sarılır.
Schopenhauer’ın gururu ≠ kibir, aynı ikilinin tam zıddıdır: kibir, gururun içten zaten sahip olduğu inancı dışarıdan dilenir. ≠ Aristoteles’in megalopsukhiası da değildir; o, sınanmış bir meziyet ister ve kamusal eylemde açığa çıkar — yüce gönüllülük, gerçek bir değere dair doğru bir yargıdır; Schopenhauer’ın gururuysa inancının temeli olup olmadığına, “yanlış” mı yoksa “salt dışsal ve geleneksel” meziyetlere mi dayandığına aldırmaz. ≠ Son olarak Rousseau’nun özsevgisi de değildir; o, toplumsal karşılaştırmadan doğan ilişkisel bir duygudur; Schopenhauer’ın gururunun ise var olmak için başkasına ihtiyacı yoktur — sessizliğinde bile kendine yeter.