Doxa
δόξα (doxa)
Yunan kökenli bir sözcük, tek seferde iki şeyi birden anlatır: *düşünce* — doğru görünen — ve *itibar* — başkalarının gözündeki parlaklık. Kökenindeki fiil *dokeîn*, “görünmek, gözükmek” anlamına gelir. Stoacılarda *doxa*, itibar anlamında *dışsal iyiler* arasında yer alır, “bizim elimizde olmayanlar”: gerçek, bazen yararlı, ama asla bizim eserimiz değil. Bilgelik, onu hor görmek değil, huzuru onda aramamaktır.
Celles qui ne dépendent pas de nous, c'est le corps, les biens, la réputation, les dignités : en un mot tout ce qui n'est pas notre œuvre.
Yunan doxa (δόξα) sözcüğü, Fransızcada iki ayrı kelimeye dağılanı bir arada tutar. Dokeîn (görünmek, gözükmek) kökünden gelen bu terim, ilk olarak kanı — birine doğru görünen, kesin bilgiye karşıt olarak — anlamına gelir; ardından kayarak itibarı ifade eder: başkalarının gözündeki imge, parlaklık, şan. Aynı sözcük, böylece hem görüneni hem de bundan elde edilen saygınlığı adlandırır.
Üç kullanımı karıştırmamak gerek. Platon’da doxa, epistēmē’nin karşısında yer alır: kesin olmayan kanıdır, bilginin gerisinde kalan. Stoacılarda ise doxa-itibar, bir dışsal iyilik sayılır — Epiktetos, El Kitabı’nın ilk bölümünde onu “bizim elimizde olmayan şeyler” arasında sayar. Yunan keşişlerinde ise kenodoxia, boş şan, artık dışsal bir şey değil, ruhun bir tutkusudur; erdemlerin bile üzerine yapışan, bakış açlığıdır.
Schopenhauer, Stoacı okumayı laikleştirerek bu yaklaşımı benimser ve itibarı “başkalarının kanaatindeki varlığımız” olarak tanımlar. Doxa-itibar, boş şan gibi içimizde aranacak bir kusur değildir: Gerçek bir iyiliktir, ama yabancı bir iyilik; kendi elimizde tutmadığımız — Stoacının yalnızca kendine ait saydığı proairesis’ten ≠ ayrı tutulması gereken.