Disproportion
disproportio (latin)
Pascal'da insan ile onu kuşatan gerçeklik arasında ölçülemez bir uçurum var. "İki uçurum arasında" — sonsuz büyük ve sonsuz küçük — kalan insan, "hiç ile her şey arasında bir orta nokta"dan ibaret: ortalama büyüklükler için biçimlenmiş aklı, ne şeylerin ilkelerine ne de sonlarına erişebiliyor. Bu oransızlık, insanın uzaydaki küçüklüğü değil, yetilerinin kavramaya çalıştığıyla aralarındaki uyumsuzluk. Pascal'da buradan doğan dehşet de var: keşif insanı yalnızca küçültmüyor, ona her türlü dayanak ve şeylerin ölçüsü olma hakkını da geri alıyor.
Un néant à l’égard de l’infini, un tout à l’égard du néant, un milieu entre rien et tout.
İlk olarak söz, eksik bir ilişkiyi dile getirir. Orantı, Latince pro portione’den, “payına göre”: İki büyüklük orantılıdır, biri diğerine göre ölçülebildiğinde. Oransızlık ise, boyut farkından çok ortak bir ölçünün kopuşunu adlandırır — insanın yetilerinden onu çevreleyen uçlara uzanan hiçbir birim yoktur. Pascal’ın dediği gibi, sonlu ile iki sonsuz arasında “hiçbir şey ilişkiyi sabitleyemez”.
Küçüklük incitmez, ölçeğin yokluğu incitir. İnsan küçücük de olsa yerinde olabilir, bir akordun içindeki nota gibi. Pascal ona akordu vermez: “hiç ile her şey arasında bir orta”, yokluğa indirgenemeyeceği ile sonsuza büyütülemeyeceği arasında asılı kalmış. Orta için yaratılmış aklı, iki uçta başarısız olur; şeylerin ilkelerini ve sonunu bilme iddiası, “nesnesi kadar sonsuz” — ve bu yüzden boş — çıkar.
Oransızlığı yakın kavramlardan ayırmak gerek. O, oyalanma değildir; oyalanma, görmemek için durumu örter: Oransızlık ise tam da oyalanmanın örttüğü şeydir. Ve o, bilgenin dingin küçüklüğü de değildir — Taoist kendiliğindenlik’te insan, “dört büyük şey”den biri olarak, kendinden büyüğünü taklit ederek yerini bulur. Bilge yerini bulurken, Pascal dehşete düşer: Aynı ölçüsüzlük, birinde huzur, diğerinde uçurum açar.