Nafs
نفس (nefs)
Arapçada "ruh" anlamına gelen, ama aşağı anlamda: arzulayan benlik, talep eden, sahip olan ve kendini merkeze koyan *nefs*. Sufi yolunun iç düşmanıdır, her şeyden önce dizginlenmesi gereken. Garcin de Tassy bunu "imansız nefs", "şehvetli nefs" olarak çevirir — ʿAttâr'ın "güvende olmak için öldürülmesi gereken" *merci*.
Détruis donc d'abord ton âme infidèle, sois croyant, et, lorsque tu auras fait périr cette âme concupiscente, tu seras en sécurité.
Arapça n-f-s kökünden gelen nafs, önce nefesle, yaşam ilkesiyle ilişkilidir; ruhani kullanımda ise aşağı çeken, arzulayan, kendini dünyanın merkezi sanan nefistir. Sözcük nötr değil: “ben”in açgözlülüğü, ruhun nefes alabilmesi için dizginlenmesi gereken kutup.
Garcin de Tassy, tek bir karşılık bulamayınca çevirilerinde dolaylı anlatımlara başvurur: “sadakatsiz ruh”, “şehvetli nefis”, “şehvet”. ʿAttâr’ın hükmü acımasızdır — nafs yok edilmeli, öldürülmelidir. Yol, benliği inceltmeyi değil, küçültmeyi ister: “Her saçının kökünde bir Firavun durdukça”, kimse ilerleyemez. Bu, fena’nın savaş cephesinden görünüşüdür — lütuf tarafından değil, mücadeleyle.
Nafs’ı terbiye etmek, mistikten ayrı bir ahlaki önkoşul değil; onun ilk yüzüdür. Bir’e ulaşmak için, “ben” diyen ve her şeyi kendine isteyen bir varlık ortadan kalkmalıdır.
Nafs ≠ Batı’nın psikolojik “ben”i, dengelenmesi gereken nötr bir yapı. Nafs dengelenmez, savaşılır onunla: Kişinin bir işlevi değil, kişiyi esir alan açgözlülüğün ta kendisidir. Onu bastırmak özneyi fakirleştirmez — zincirlerinden kurtarır.