Līlā
लीला (līlā)
İlahi oyun: varoluş, bir görev, bir düşüş ya da bir makine olarak değil, kendini kendine sergileyen bedava bir sevincin açılışı olarak tasarlanır. Gerçek hiçbir şeye yaramaz — oynar. Aurobindo’da *līlā*, mutlak ile dünyanın ilişkisine bakmanın üç yolundan biridir; yanında perde (*māyā*) ve işleyen doğa (*prakriti*) vardır. Bu ikisi yanılsama ya da emek derken, *līlā* mutluluğu söyler: Varlık, sırf yaratmanın saf hazzı için kendini göstermeye oynar.
nous pouvons la considérer, la décrire et la réaliser comme Lîlâ, le jeu, la joie de l'enfant, la joie du poète, la joie de l'acteur, la joie de l'artisan qu'éprouve l'Ame de toute chose.
Bu sözcük, kısıtlamasız bir hareketin oyunu, şakalaşmayı, zarafetini anlatan bir kökten gelir. Hint teolojisi, dünyanın her düşünüşünün karşılaşması gereken bir soruya yanıt vermek için onu kullanır: Hiçbir eksiği olmayan mutlak, neden tezahür eder? Līlā’nın yanıtı, fayda düzleminden uzak durur. Dünya, dışarıda bir amaca yönelik bir araç değildir; oyundur — Varlık, kendisiyle oynar.
Aurobindo buradan üç aşamalı bir görüş çıkarır. Maya, Prakriti ve Lîlâ, onun sözleriyle, “varoluşun oyununun üç genellemesi”dir: çokluğu görünür kılan perde, hareketi icra eden doğa ve bu oyundan haz duyan mutluluk. Bu üç bakış birbiriyle çelişmez; “tamamen uyumlu, tamamlayıcı ve bütünlükleri içinde zorunludurlar”. Aynı oyun, üç farklı yüzden görülür.
Līlā’yı temellendiren şey, varoluşun mutluluğudur: Eğer varlık kökünde bir haz ise, tezahür etmek de bir sevinçtir ve kozmos, sevincin kendine verdiği esere dönüşür. Varlık burada “oyunun ta kendisi, oyuncu ve oyun alanıdır” — eserine dışarıdan müdahale eden bir zanaatkâr değil, oynarken kendinden çıkmayan bir gerçekliktir.
Līlā ≠ māyā. İkisi de dünyanın açılımını adlandırır, ama zıt işaretlerle: māyā onu perde, delinmesi gereken bir görünüm olarak kavrar; līlā ise oyun, tanınması gereken bir neşe olarak. Ve līlā ≠ ereklilik: Bir oyun, onu ortadan kaldıracak bir amaca yönelik bir araç değildir — yine de Aurobindo, bu oyunun “kendi içinde bir amacı da taşıdığını” belirtir; onu dışarıdan haklı çıkaracak bir amaç değil, oyunun oynanırken açtığı anlam.