Gerçek Av

Davi Kopenawa'ya göre, ormanın her varlığı bir imgeye — utupë'ya — sahiptir; bu, onun gerçek merkezidir. Avcının öldürdüğü yalnızca bir kılıftır; gerçek hayvan yenmez.

Gerçek Av
Anonim — Altın jaguar kolye (XI.–XVI. yy.). Metropolitan Museum of Art, CC0 / kamu malı.

Davi Kopenawa ormanının canlılarını sıralarken — kırmızı ve mavi makavları, tukanları, tapirleri, geyikleri, jaguarlari, pekari domuzlarını, elektrikli yılan balıklarını ve ırmakların küçük yayın balıklarını — av hayvanı envanteri tutmuyor. Brezilya Amazonu’nun kuzeyindeki Yanomami halkının şamanı ve sözcüsü, şamanın gördüğü şeyi anlatıyor: önünde dans eden ormanı. Çünkü her hayvan, diyor, bir başkasını içinde barındırır: imgesini. Gerçek hayvan, et değil, imgedir.

Ormanın bütün varlıkları bir utupë imgesine sahiptir. Şamanların çağırıp indirdiği, dans ettirdiği de bu imgelerden başkası değildir. Yardımcı ruhlara dönüşen xapiri’ler de onlardır. Avladığımız hayvanların gerçek merkezi, gerçek içi işte bu imgelerden ibarettir. Bizim yediğimiz değil, gerçek av onlardır!

Davi Kopenawa, La Chute du ciel , kitap IV, böl. IV, « Les ancêtres animaux »  — baskı Fransızca çevirisi Bruce Albert'a dayanmaktadır, Plon, Terre humaine dizisi, 2010, trad. viasophia

Sözün taşıdığı ağırlık tam da burada: utupë, imge. Bir şeyin yansıması değil, çizilmiş bir sureti hiç değil, Kopenawa’nın « gerçek merkez, gerçek iç » dediği şey. Ağaçlarda okla vurulan tapir ile şamanın görüsünde ışıltıyla inen tapir aynı değildir: biri geçici bir kılıftır, diğeri ise kökensel imge — hayvan düştüğünde bile kalan, sonsuz daha güzel olan.

Önce bunun ne denli altüst edici olduğunu kavramak güç. Bizim dilimizde imge, yoksullaşmış bir kopyadır: aslının ardından gelen, asıl olanın kendisi ise gerçek şeydir. Fotoğraf bedenden sonra gelir, portre yüzden, gölge ise onu düşüren şeyden; imge her zaman ikincildir, aslından biraz daha az gerçektir. Platon’dan beri imgeleri görünüşler dünyasına, katı, yenebilir, tartılabilir olanı ise varlık dünyasına yerleştiririz.

Kopenawa bu düzeni tam tersine çevirir. Onun dünyasında imge, hayvanın kopyası değil, merkezidir; et ise geçici bir yüzeydir. Gerçek av, bir tapirin tapir olmasını sağlayan şey, kampa getirilen et değildir — yalnızca şamanın görebildiği, çağırabildiği, kimsenin yiyemediği bu imgedir. Avcı bir kılıf alır; varlık ise dokunulmaz kalır. Biz bedeni gerçek, imgeyi ise gölgesi sayarken, orman imgeyi gerçek, bedeni ise onun giysisi bilir.

Bunu hemen kendi dünyamızın yeniden büyülenmiş özlemi olarak okumaktan sakınalım. Bu ne şiirsel bir metafor, ne de « her şey canlıdır » gibi belirsiz bir düşünce. Her varlığın ilk zamanda aldığı utupë’sü vardır ve şamanın işi, bu imgelerle ilişki kurmaktır — zor, tehlikeli bir bilgi, Kopenawa’nın Beyazlara sunduğu ama tümüyle vermediği. Buna inanmamız gerekmez, yerimizden edilmek için. Altından bir şey alınırken, alınan şeyin dokunulmaz bir merkezi olduğunu sezmenin, bizim hayvanlarla ilişkimizi nasıl değiştireceğini duymak yeter — ve o merkezin bize baktığını.

Alıntılanan Kaynaklar

  • Davi Kopenawa & Bruce Albert, La Chute du ciel. Paroles d'un chaman yanomami, baskı Plon, coll. Terre humaine, 2010, çev. Bruce Albert (propos yanomami recueillis et traduits).