Meta Halkı

Davi Kopenawa bakışı tersine çeviriyor: anlattığı Yanomamiler değil, Beyazlar — kendilerini tutsak eden şeyin, biriktirilen nesnelere duyulan aşkın adıyla andığı bir kabile.

Meta Halkı
Jacques de Gheyn II — Vanitas Natürmortu (1603). Metropolitan Sanat Müzesi, CC0 / kamu malı.

Beyazları anlatmadan önce Davi Kopenawa, kendi halkının onları altın yığarken gördüğünde sorduğu soruyu aktarır: « Beyazlar bu altınla ne yapıyor? Yiyorlar mı acaba? » Amazon’un kuzeyindeki Yanomami şamanı ve sözcüsü Kopenawa, yirmi yılı aşkın süre boyunca, yanomamice söylediği sözleri antropolog Bruce Albert’ın derleyip Fransızcaya aktardığı Göğün Düşüşü’nde dile getirmiştir. Bölümün adı « Metaya Duyulan Aşk »tır. Ormandan değil, bizden söz edilir burada — ve ilk hareket bir tersine çevirmedir: bakılan, bakana dönmüş, kendini yalnızca göz sananı adlandırmıştır.

Bu ad, Kopenawa’nın Beyazların ağzına, topraktan madenleri söktükten, fabrikaları kurduktan sonra, ellerinin ürettiğine vuruldukları anda yerleştirir.

Biz gerçekten meta halkıyız! Hiçbir zaman yoksun kalmadan sayımızı artırabiliriz! Bir de değiş tokuş edeceğimiz kâğıt deriler yaratalım!

Davi Kopenawa, Göğün Düşüşü , kitap La Chute du ciel, böl. XIX, « Metaya Duyulan Aşk »  — baskı Fransızcadan Bruce Albert çevirisine dayanarak, Plon, Terre humaine dizisi, 2010, trad. viasophia

Bu adın ne yaptığını duymak gerek. Bir kabile burada bir bağlılıkla tanımlanır: toprakla, dil ya da atalarla değil, göz diktiği nesneyle. Eskiden bir ölünün değerli eşyalarını, şenlik süslerini adlandıran matihi sözcüğü, şimdi metalara kaymış — ve onları üreten halk, onlarla öylesine özdeşleşmiştir ki adını onlardan alır. Kopenawa, Beyazların çok şeyi var demiyor; onların o şeyin halkı olduğunu söylüyor, tıpkı bir klanın ya da bir ırmağın halkı gibi.

Onları tutsak eden duyguyu, affetmeyen bir kesinlikle adlandırmıştır. Manaus ve Boa Vista’daki depoların, kapalı evlerde kimseye verilmeden küflenen hamağı ve balta demirlerinin önünde sonunda anlamıştır:

Beyazlar metalarını âşık oldukları kadınlar gibi görüyorlardı. Onları yalnızca kendilerine saklamak, kıskançlıkla gözlerinin önünde tutmak istiyorlardı.

Davi Kopenawa, Göğün Düşüşü , kitap La Chute du ciel, böl. XIX, « Metaya Duyulan Aşk »  — baskı Fransızcadan Bruce Albert çevirisine dayanarak, Plon, Terre humaine dizisi, 2010, trad. viasophia

Demek ki bir aşk bu, ama kapma aşkı: sevilen verilmez, kilitlenir, anahtarlarla uyunur. Kopenawa, buna kendi halkının âdetini — « biz misafirlerimize yiyecek vermeyi reddeden insanlar değiliz » — vurgulamadan karşı çıkar. Onlarda bir şeyin değeri, dağıtıldığı ölçüde artar. Meta halkıysa tutmaktan zevk alır; ve onun sevinci, Kopenawa’nın gözünde, yalnızlığın coşkusudur.

Ben meta ve fabrika halkındanım! Bütün bu şeyler yalnızca bana ait! Ben akıllıyım! Ben önemli bir adamım, zenginim!

Davi Kopenawa, Göğün Düşüşü , kitap La Chute du ciel, böl. XIX, « Metaya Duyulan Aşk »  — baskı Fransızcadan Bruce Albert çevirisine dayanarak, Plon, Terre humaine dizisi, 2010, trad. viasophia

Bu adı bizimkilerle karıştırmamak gerek. Bizim bu hummaya verdiğimiz ad var: tüketicilik. Ama bu, içeriden bir sözcük — bazen bir satış argümanı, her zaman tüketenin ve tüketmekte olduğunu bilenin ağzından çıkan bir özbetim. Meta halkı ise öteki taraftan gelir. Dışarıdan, bir toplumun başka bir topluma taktığı addır bu, tıpkı bizim gözlemlediklerimize taktıklarımız gibi. Tek fark, burada okun yönü değişmiştir: etnografyanın nesnesi, etnografı adlandırmış, onu da sınıflandırmıştır — uygarlar ya da vahşiler arasında değil, adını taşıyacak kadar bir nesnenin tutsağı olanlar arasında. Teşhis rakamlarla değil, kabileyle konur; çok tüketiyorsunuz değil, işte siz busunuz der.

Kopenawa yargılamaz, betimler — ve başka bir zenginlikten gelen bir adamın gözleriyle yapılan bu betim, bizi kendimize yabancı kılmaya yeter. Ondan üç yüzyıl önce, bir Hollandalı ressam, bir kafatasının altına sıra sıra madeni paralar koymuş, üstüne de patlamak üzere olan bir balon çizmişti; altında iki sözcük: humana vana. Ormanın bu noktaya varmasına gerek kalmamıştı. Altın yığınlarına bakıp bunu yiyor musunuz? diye sormak yetmişti.

Alıntılanan Kaynaklar

  • Davi Kopenawa & Bruce Albert, La Chute du ciel. Paroles d'un chaman yanomami, baskı Plon, coll. Terre humaine, 2010, çev. Bruce Albert (propos yanomami recueillis et traduits).