Bize Çalınan Zaman
Sénèque, Lucilius'e Mektuplar'ın ilk sayfasını, kaybı telafi edilemez tek değerle açar.
Seneca’nın Lucilius’e yazdığı ilk söz, ne ruhla ne tanrılarla ilgili değildir. Neredeyse ev içi bir şeyle, saatlerin akıp gitmesine izin vermemekle ilgilidir. Ölüm, dostluk, talih, korku üzerine yazacağı yüz yirmi dört mektup, işte bu hesapla başlar: görmeden savurup tükettiğimiz bir sermayenin dökümüyle.
Sevgili Lucilius, planına bağlı kal; kendine sahip ol: şimdiye dek senden zorla alınan, çalınan ya da boşa harcanan zamanı topla, onu koru.
Aynı kaybı anlatan üç fiil, ama hepsi aynı değil. Bazı saatler elimizden zorla alınır — “kuvvetle”; bazıları “aldatılarak”; bazıları da “kendi ellerimizden kayıp gider”. Hırsızlık, kurnazlık, kaçış: yoksullaşmanın üç yolu. Ama Seneca hemen bir hiyerarşi kurar ve hükmü serttir: “En utanç verici kayıp, ihmalkârlıktan gelenidir; dikkat edersen, yaşamın büyük kısmı kötü işlerle, büyük kısmı hiçbir şey yapmadan, tamamı da yapılması gerekenin dışında bir şeyle geçer.” En ağır yoksunluk, bir zorbanın dayattığı değil. Dağınıklığımızla, sürekli meşgul görünen ama aslında sahte bir doluluğun taklidi olan bu bitmek bilmez uğraşla kendimize yüklediğimiz yoksunluktur.
Bütün teşhis buradadır occupatio’nun: meşgul insan koşar, çabalar, kendine ait değildir. Seneca ona çalışmasını değil, gerçekten kendisine ait olan tek değeri herkese teslim etmiş olmasını kınar.
Seneca neden zamanının hesabını tutar?
Lucilius itiraz edebilir: sen vaaz verirken, sen daha mı iyisin? Seneca kaçmaz.
Açıkça itiraf edeyim: lüks içinde yaşayan ama düzenli bir adam gibi yapıyorum; harcamalarımın hesabını tutuyorum.
Dil, bir muhasebecininki gibidir. Zaman bir mal, bir mülkiyet, hesabı tutulan bir harcamadır; ileride, “kabın dibini” görmeyi beklemeden kalanı korumak gerektiği söylenir. Seneca zamanı para sözcükleriyle düşünür — ve bunu yapmasının bir nedeni vardır, açıkça söyler: geri kalan her şey bize ödünç verilmiştir, yalnızca zaman bizimdir.
Sevgili Lucilius, geri kalan her şey ödünçtür, yalnızca zaman bizimdir.
Sağlık, ün, dostlar, mallar: kaderin bize emanet edip geri alacağı şeylerdir bunlar. Ellerimizden geçerler sadece — Epiktetos’un bize bağlı olanla olmayanı ayırdığı ayrım da budur. Zaman ise farklı bir doğaya sahiptir: “Tek şey, uçucu ve kaygan olan, doğanın bize mülkiyet olarak verdiği.” Tuhaf bir mülkiyet: sahibiyizdir, ama herkes elimizden alabilir. Bu yüzden hesap tutmak pintilik değildir; her şeyin elimizden almaya çalıştığı bir değeri korumanın tek yoludur.
Peki bu koruma neye bakar? Seneca’ya göre geleceğe değil, çoktan tüketilmiş olana. “Bana zamanı en ufak bir değer biçen, bir günün neye bedel olduğunu bilen, her gün biraz öldüğünü anlayan birini göster!” Ölümü önümüzde, ufukta sanırız; oysa arkamızda, her geçen günle birlikte çalışır. “Büyük kısmını zaten geride bıraktık; aşılan her an ona aittir.” Zamanı saymak, ilerisi için biriktirmek değildir. Şimdi, parça parça öldüğümüzü, yaşanmış olanın ölüme ait olduğunu fark etmektir.
İşte stoacının özgü bu gerilim buradan gelir: her saatine sahip olmak için hiçbir şeyi ertelemeden. “Yarına daha az bağımlı olursun, bugünü iyi değerlendirirsen.” Çünkü erteleme hayatı geciktirmez; onu boşuna harcar: “Ertelendiği sürece hayat geçip gider.”
Seneca’nın dili bize tanıdık gelir — belki de çok tanıdık. Biz de zamanı sayarız: onu “yönetiriz”, “optimize ederiz”, bize “kazandırmayı” vaat eden araçlar satın alırız. Ama tanıdığını sanmadan önce ayırt etmek gerek. Seneca hesabını, zamanı koşuşturmadan çekip almak ve onu tek layık gördüğü kullanıma — kendini sorgulamaya, felsefeye, dostluğa — geri vermek için tutar. Çağdaş yönetim ise tam tersini sayar: saati görevden kurtarmak için değil, içine daha çok görev sığdırmak için. Aynı hareket — zamanı ölçmek — iki karşıt projeye hizmet eder: stoacıda ajandayı boşaltmak; bizde ise doldurmak. İkinci projenin vaatlerini yerine getirip getirmediği sadece bir izlenim değildir: toplumsal hızlanmayı inceleyen sosyolog Hartmut Rosa, sürekli daha çok zaman “kazandığımız” halde neden hep yetmediğini hissettiğimizi anlatan kalıcı bir paradoksu betimler. Zaman kazanmak, onun terimleriyle, aynı yerde kalmak için daha hızlı koşmaktır. Seneca’nın hedefi tam tersiydi: ritmi yakalamak için hızlanmak değil, saati koşudan çekip almak ve yeniden kendine ait kılmaktı.
Seneca, Antiklerin birbirlerine aktardığı bir uyarıyla bitirir: “Kabın dibini kollamak geç kalmaktır.” Hesap tutmak için neredeyse hiçbir şey kalmayana dek beklemek — ve kalan bu son kısım, “yalnızca en azı değil, en kötüsü”dür. Ders, günleri hiç açılmayacak bir hazine gibi biriktirmek değildir. Onların elimizden alınmasına son vermektir.
À lire aussi
Alıntılanan Kaynaklar
- Sénèque, Lettres à Lucilius, baskı Wikisource (trad. Joseph Baillard, Hachette 1914), çev. Joseph Baillard.