Junzi
君子 (jūnzǐ)
İyi insan, yetkin kişi — kelimenin tam anlamıyla “prens oğlu”, ama Konfüçyüs bunu doğuştan koparıp ahlaki bir unvan haline getirir. Wing-tsit Chan bunu *“üstün insan”* olarak çevirir: kan aristokratı değil, kendini yetiştirerek yükselen kişi. *Junzi*, hedefinden tanınır — servetten çok erdemi, kârdan çok adaleti, başkasında değil kendinde aranan ayıbı gözetir. Konfüçyüs onu her zaman *xiaoren* 小人, yani küçük insanla karşıtlık içinde tanımlar; küçük insan her şeyi kendi çıkarına göre ölçer. Bu dilde soyluluk artık miras kalmaz: kazanılır. *Junzi* kan soylusu değildir; *xiaoren* de onun ahlaki tam zıddı değildir. (Konfüçyüsçülüğün terminolojide ayrı bir girişi yoktur; bu terim disiplinlerarası olarak sınıflandırılır.)
The superior man thinks of virtue; the inferior man thinks of possessions. The superior man thinks of sanctions; the inferior man thinks of personal favors.
« Erdemli insan erdemi düşünür; küçük insan sahip olduklarını. » — İyi insan erdemi düşünür; küçük insan ise sahip olduklarını. Junzi’den her söz ettiğinde Konfüçyüs, onu gölgesi xiaoren’e, küçük insana karşı koyar. Ayrım asla mevki ya da servetten geçmez: yüreğin hangi yana meylettiğinden geçer.
Junzi (君子) sözcüğü başlangıçta “prens oğlu”, soylu doğmuş adam anlamına geliyordu. Konfüçyüs köklü bir kaydırma yapar: sözcüğü korur, ama koşulunu değiştirir. Artık junzi, soylu bir soydan gelen değil, kendini soylulaştıran kişidir — kendini yetiştirme, öğrenim, törenlere hakimiyet ve kâr karşısında adalet’e bağlılık yoluyla. Konuşmalar’ın sessiz devrimlerinden biridir bu: soyluluk miras değil, emektir.
Junzi’yi sabit belirtilerden tanırız. “Kusuru başkasında aramak yerine kendinde düzeltme fırsatı arar”. “Tarafsız ama geniş görüşlüdür”. Önce yapar, sonra yaptıklarına uygun konuşur. Karşılıklılık’ı uygular, insanlık’ı bitimsiz bir görev gibi taşır. Üstünlüğü güçte değil, titizliktedir: kendinden başkalarından daha çok talep eder.
Junzi kan soylusu değildir; Konfüçyüs bu unvanı ayrıcalığa karşı çevirir. Xiaoren de değildir: onun yoksul ya da aşağı tabakadan olması değil, her şeyi kendi çıkarına göre değerlendirmesidir mesele. İkisi arasında doğumdan gelen bir engel yoktur — sadece bakışın yönü, erdeme mi yoksa kazanca mı çevrildiği.