Ruh Çiçeklerin Kokusunu Almaya Geldiğinde
Vine Deloria Jr.'a göre, topluluk, aile ve toprak, ölümün koparamadığı bir bütündür: ölen, bir başka yere gitmez, kendi toprağında kalır. Bireysel kurtuluş dinine karşı «sürekli birlik».
Vine Deloria Jr., Güney Dakota’daki Mission’da, bir Hristiyan mezarlığında gördüğü cenaze törenini anlatır. Tabut toprağa indirilmiş, yakınları hâlâ mezarın başındadır ki yaşlı bir kadın ilerler ve portakalını mezarın üzerine bırakır. Az önce ayini yöneten Episkopal rahip hemen atılır, portakalı alır: “Sizce ölü ne zaman gelecek de bu portakalı yiyecek?” Orada bulunan bir Sioux cevap verir: Ruh çiçeklerin kokusunu almaya geldiğinde! Kimse bir şey eklemez. İki ölüm anlayışı, birbirini anlamadan karşılaşmıştır: biri için ölen, bir daha dönmemek üzere gitmiştir; diğeri içinse hâlâ yakınlarda dolaşır ve ona yer açılabilir.
Deloria bu sahneyi renkli bir anekdot olarak sunmaz. Amerika’nın birçok yerli halkında ölümün kopuş olarak görülmediğini açıkladığı bölümün girişidir bu. Ne cesaretle ne de inkârla: çünkü ölüm, ölen bireyden daha geniş bir yaşam anlayışına dahildir.
İngilizce Human beings were an integral part of the natural world and in death they contributed their bodies to become the dust that nourished the plants and animals that had fed people during their lifetime. Because people saw the tribal community and the family as a continuing unity regardless of circumstance, death became simply another transitional event in a much longer scheme of life.
Türkçe İnsanlar doğal dünyanın ayrılmaz bir parçasıydı ve ölümle birlikte bedenlerini, yaşamları boyunca onları besleyen bitkileri ve hayvanları beslemek üzere toprağa geri veriyorlardı. İnsanlar, kabile topluluğunu ve aileyi her koşulda sürekli bir bütün olarak gördükleri için ölüm, yaşamın çok daha uzun bir akışındaki geçişlerden biri haline geliyordu.
Bu iki cümlede iki hareket gizlidir. İlki: beden kaybolmaz, geri verilir. Topraktan beslenen, toprağa döner ve onu besler — ölüm döngüyü kırmaz, onun içine girer. İkincisi, daha sessiz ama belirleyici olanı: topluluk ve aile sürekli bir bütün olarak kabul edilirse, ölmek bu bütünden çıkmak değil, sadece onun içinde yer değiştirmek olur. Ölen, kendi toprağını ve yakınlarını terk etmez — orada, başka türlü var olur. Deloria’nın her şeyin temelini attığı şey de bu sürekliliktir: ölüm karşısında dinginlik, bir ruh öğretisinden türetilmez; ait olunan bütünün sağlamlığından gelir.
Bu birlikten somut bir sonuç çıkarır. Ölenler spiritually alive on the land —toprakta ruhsal olarak canlı— kalıyorsa, o toprağı bırakmak, ölüleri terk etmek demektir. Deloria bunu açıkça söyler: birçok halk, atalarının hâlâ orada olduğunu bilerek ve yeni gelenlerin onları onurlandırmayacağından korkarak topraklarını vermeye yanaşmamıştır. Toprak, alınıp satılan bir mülk değildir: soyun, yaşayanlar ve ölülerin bir arada durduğu yerdir. Ve bu bütünden hiçbir şey gerçekten çıkamayacağı için ölüm, bir uçurum olmaktan çıkar.
İngilizce We are not faced with formless and homeless spirits in this idea but with an ordered and purposeful creation in which death merely marks a passage from one form of experience to another.
Türkçe Burada söz konusu olan, biçimsiz ve yersiz ruhlar değil, anlam yüklü ve düzenli bir yaratılıştır; ölüm, yalnızca bir deneyim biçiminden diğerine geçiştir.
Deloria’nın sade bir sözcükle adlandırdığı şey —ölümün yırtmadığı, topluluğun, ailenin ve toprağın tek bir dokusu— sürekli birliktir. Bu, onun kutsal coğrafyası fikrini bir adım öteye taşır: mekan, halkı var eden hikâyeleri taşımakla kalmaz, ölülerini de barındırır. Toprak, hem hafıza hem yurttur.
Portakal sahnesinin sessizce çizdiği ayrım kalır. Deloria’nın karşısındaki din, ölümün kaderini zamana yerleştirir: bir ruh, belli bir tarihte, yersiz bir başka aleme —her yerde vaat edilebilecek, çünkü hiçbir yerde olmayan bir göğe— gider. Onunki ise, yaşayanlarla ölüleri bir araya getiren mekânda konumlandırır: başka yere gitmeyiz, hep olduğumuz yerde, başka türlü kalırız. Birincisi ruh ne zaman gidecek diye sorar; ikincisi nerede dönecek bilir — kendi toprağında, çiçeklerin kokusunu almaya. Belki de onun cümlesinin bıraktığı soru, ruhun ne olacağı değil, şudur: ölümümüzün sadece bir geçiş olabileceği kadar geniş bir bütüne hâlâ ait miyiz?
Alıntılanan Kaynaklar
- Vine Deloria Jr., God Is Red: A Native View of Religion, baskı Fulcrum Publishing, éd. du 30ᵉ anniversaire 2003 (1ʳᵉ éd. G. P. Putnam's Sons, 1973), çev. texte original anglais ; rendu français maison.