Urihi
Beyazların « doğa » dediği şey, Davi Kopenawa’nın dilinde urihi a — canlı, meskûn orman-toprak, onu kesersen onunla birlikte ölürsün.
Kitap bir uyarıyla açılır. Öyküden önce, hatta önsözden bile önce, tek başına duran bir söz vardır: « Orman canlıdır. Beyazlar inatla yok etmedikçe ölmez. » Sözün sahibi, Amazon’un kuzeyindeki Yanomami şamanı ve sözcüsü Davi Kopenawa’dır. Göğün Düşüşü yazılmış bir kitap değildir: Yirmi yılı aşkın süre boyunca Yanomami dilinde söylenmiş sözlerdir bunlar; antropolog Bruce Albert —uzun yıllardır dostu ve müttefiki— derlemiş, çevirmiş ve Fransızcaya aktarmıştır. Bu sözler, bizim « doğa » dediğimiz şeye gelince, nadir bir şey yapar: Bize kendi sözcüğümüzden daha büyük bir söz uzatır.
Beyazların « doğa » dediği şey, bizim çok eski dilimizde urihi a — orman-toprak, ama aynı zamanda yalnızca şamanların görebildiği imgesi, Urihinari, ormanın ruhudur. Ağaçların canlı olması onun sayesindedir.
Fransızca, tek bir sözcükle anlatılanı karşılamak için iki ismi birleştirip tireyle bağlamak zorundadır: orman-toprak. Urihi, toprağın üzerinde bir bitki örtüsü gibi duran orman değildir; ayrılmaz bir bütündür: toprak, ağaçlar, av hayvanları, ırmaklar ve içinde yaşayanlar, bir de yalnızca şamanların gördüğü canlı imgesi. Bizde « doğa », neredeyse tanım gereği, insanın olmadığı yerdir — insan bitince başlayan şeydir. Oysa urihi, sakinlerini de kapsar. Kopenawa’nın ağzından çıkan Yanomamiler, onun karşısında durmaz; içindedirler, diğer sakinlerle birlikte.
Orman, ilk bakışta görülmeyen bir canlılıkla canlıdır ve Kopenawa, bizim ona nasıl baktığımızı çok iyi bilir. Onu tanımayanlar için şöyle der: « Kendi kendine büyüdüğünü, toprağı sebepsiz kapladığını sanıyorlar. Ölü olduğunu düşünüyorlar belki. Ama öyle değil. » Sessiz ve değişmez görünüyorsa, korunuyor demektir — xapiri ruhları, fırtına rüzgârını ve kaos varlıklarını ondan uzak tutar. Sonra kanıtı tersine çevirir, söylediğini gösteren bir adamın yalınlığıyla: « Orman canlıdır, güzelliği de buradan gelir. Hep yeni ve nemli görünmez mi? » Bir orman altının nemi, yaşamın işareti — metafor değil, gözlem.
Söz, adım adım genişler. Kopenawa, dışarıya konuşmaya karar verdiğinde bütün ormanı savunmak istediğini söyler: « İnsanların yaşamadığı ormanı bile, hatta çok uzaklarda, Beyazların topraklarını bile. Bütün bunlar bizim dilimizde urihi a pree — büyük orman-toprak. Sanırım Beyazların ‘bütün dünya’ dediği şey de bu. » Bunun ne anlama geldiğini tartmak gerek: Dünyanın tamamı için kullandığı sözcük, hâlâ bir orman sözcüğüdür. Bizim şehirlerimiz, tarlalarımız, dillerimiz — soyut bir küre değil, genişlemiş bir orman-toprak içinde yer alır.
Kopenawa, bu yükseklikten bizim sözcüklerimizi ayıklar ve verdiği hüküm, kelime kelime dinlenmeyi hak eder. « Doğa » geçer — sözcük dar olsa da bütünlüğe işaret eder. « Doğal çevre » ise reddeder:
Bizim için Beyazların böyle adlandırdığı şey, makineleriyle yaraladıkları toprağın ve ormanın kalıntısıdır. Şimdiye kadar yok ettikleri her şeyin artığıdır. « Çevre » sözünü sevmiyorum. Toprak ortadan bölünmemeli. Biz ormanın sakinleriyiz; onu böyle bölersek onunla birlikte öleceğimizi biliriz. Beyazların « doğa » ya da « bütüncül ekoloji » demesini yeğlerim. Orman bütün olarak savunulursa canlı kalır.
Her şey bu ters yüz edişte gizlidir. Bizim « çevre »miz, çevreleyen şeydir: etrafımızda kalan, merkezinde bizim olduğumuz bir kuşatma. Urihi’den bakınca, bu sözcük tarif ettiği şeyi itiraf eder — bir artık. Orman-topraktan geriye kalan, bir kısmını « koruduğumuz » çünkü geri kalanı çoktan yitirilmiş parçalar. Kopenawa « çevre »de ortadan kesme hareketini duyar ve itirazı kelime oyunu değildir: Başka bir topolojidir. Urihi bölünmez, çünkü parçası olduğun şeyi bölersen kendini de bölersin.
Öyleyse yakınlaştırmadan önce ayırmak gerek. Urihi « doğa » değildir: Doğa, bakılan, yönetilen, alınan bir dışsallıktır — öznenin karşısındaki nesne. Urihi « çevre » de değildir: Çevre, etrafımızda bıraktığımız bir artıktır. Urihi, içinde insanların da diğer sakinler gibi yaşadığı canlı ve meskûn bir bütündür; ancak bütün kaldığında var olur. Kesişme noktası vardır, ama dardır ve Kopenawa’nın kendisi işaret eder: « Bütüncül ekoloji » — işte Beyazların kabul edebileceği bir söz. Geriye, onun sözcüğünün bizim dilimize bıraktığı soru kalır: « Çevre » dediğimizde, hâlâ neyden bahsediyoruz — içinde yaşadığımız bir topraktan mı, yoksa etrafımızda kalan artıktan mı?
Alıntılanan Kaynaklar
- Davi Kopenawa & Bruce Albert, La Chute du ciel. Paroles d'un chaman yanomami, baskı Plon, coll. Terre humaine, 2010, çev. Bruce Albert (propos yanomami recueillis et traduits).