Hatırlanan toprak

N. Scott Momaday'nin yazdığına göre, bir insan ömründe bir kez zihnini hatırlanan toprağa odaklamalı — tek bir manzaraya kendini bırakmalı, onu her açıdan görmeli, üzerinde durmalı, hafızasıyla ona yerleşmeli.

Hatırlanan toprak
Worthington Whittredge — Ovaların Alacakaranlığı, Platte Nehri, Colorado (XIX. yüzyıl). Crystal Bridges Amerikan Sanatı Müzesi ; Wikimedia Commons, kamu malı.

Oklahoma’da, Wichita sıradağlarının kuzeybatısında, ovadan tek başına yükselen bir tepe. A single knoll rises out of the plain in OklahomaThe Way to Rainy Mountain’ın (1969) giriş cümlesi böyle başlar. N. Scott Momaday’ye göre, kendi halkı Kiowalar için bu, kadim bir işarettir: ona Yağmur Dağı adını vermişlerdir. Momaday, büyükannesi Aho’nun ölümünden bir ay sonra, temmuz ayında oraya döner; Aho, ovalardaki Kiowa kültürünün son yıllarını yaşadığı dönemde doğmuştur. Oradan, zihninde ve yollarda, atalarının üç yüzyıl önce ters yönde katettiği yolu yeniden izler: Montana’nın yüksek topraklarından, Yellowstone’un kaynaklarından güneydeki ovalara inmişler, at ve bizonla birlikte, önsözde “kendileri hakkında iyi bir fikir edinmiş” bir halk haline gelmişlerdir — they had dared to imagine and determine who they were, kendilerinin kim olduklarını hayal etmeye ve belirlemeye cesaret etmişlerdir. Kısa, mitler, tarih ve anılarla örülü bu kitabın sonunda, onu özetleyen cümle gelir.

İngilizce

Once in his life a man ought to concentrate his mind upon the remembered earth, I believe. He ought to give himself up to a particular landscape in his experience, to look at it from as many angles as he can, to wonder about it, to dwell upon it. He ought to imagine that he touches it with his hands at every season and listens to the sounds that are made upon it. He ought to imagine the creatures there and all the faintest motions of the wind. He ought to recollect the glare of noon and all the colors of the dawn and dusk.

Türkçe

Ömründe bir kez, sanırım, bir insan zihnini hatırlanan toprağa odaklamalı. Deneyiminin belirli bir manzarasına kendini bırakmalı, onu olabildiğince çok açıdan görmeli, ona şaşırmalı, üzerinde durmalı. Onu her mevsim elleriyle dokunuyormuş gibi hayal etmeli, orada duyulan sesleri dinlemeli. İçinde yaşayan canlıları, hatta rüzgârın en küçük kıpırtılarını bile düşünmeli. Öğlenin parlaklığını, şafak ve alacakaranlığın bütün renklerini hatırlamalı.

N. Scott Momaday, The Way to Rainy Mountain , böl. The Closing In, XXIV  — baskı Fransızca çevirisinden hareketle, 1969 (cep baskısı 1976), University of New Mexico Press, trad. viasophia

Bu buyruğun her sözcüğü ağırlığını hissettirir. Ömründe bir kez: bir alışkanlık değil, bir eylem — bir yere borçlu olduğumuz, tıpkı bir borç gibi ödenmesi gereken bir şey. Belirli bir manzara: genel olarak doğa değil, bütün Dünya değil; tek bir tepe, tek bir nehir, tek bir evin ardındaki tarla. Ardından gelen fiiller ise bir egzersizi andırır: odaklanmak, kendini bırakmak, bakmak, şaşırmak, üzerinde durmak, hayal etmek, dinlemek, hatırlamak. Hatırlanan toprak, bulanık bir anının geride bıraktığı dekor değildir: mevsim mevsim, açı açı, bellek ve hayal gücünün ortak çalışmasıyla inşa edilen bir eserdir. Üzerinden geçerek ona sahip olunmaz. Ona teslim olunur — give himself up: hareket, bir teslimiyettir.

Neden sadece bakış değil de bellek? Çünkü Momaday’ye göre, bir halkın kendisi hakkında oluşturduğu fikir ile toprak, sözle bir arada tutulur. Kitabın girişinde yazdığı gibi, Yağmur Dağı’na giden yol her şeyden önce the history of an idea, man’s idea of himself — bir fikrin, insanın kendisi hakkında oluşturduğu fikrin tarihidir —, ve bu fikir “dil içinde kadim ve özsel bir varlığa sahiptir”. Anlattığı yolculuk, der, with the whole memory — bütün bir bellekle — yapılmıştır; “hem efsanevi hem tarihsel, hem kişisel hem kültürel olan bir zihin deneyimi”. Her sayfada üç ses iç içe geçer: ataların anlattığı mit, tarihin kaydettiği olgu, torunun anısı. Hiçbiri tek başına yeterli değildir. Hatırlanan toprak, bu üç sesin birlikte ayakta tuttuğu şeydir: a landscape that is incomparable, a time that is gone forever, and the human spirit, which endures — benzersiz bir manzara, sonsuza dek geçmiş bir zaman ve dayanan insan ruhu.

Neden bu cümlenin, 1934 doğumlu bir Kiowa için bu kadar keskin olduğunu duymak gerekir. Ovaların kültürü — at, bizon, Güneş Dansı — sadece bir yüzyıl boyunca yeşermiş, sonra kırılmıştır: sürüler yok edilmiş, son dans askerlerce yasaklanmıştır. Momaday yazdığında neredeyse her şey yok olmuştur; ama neredeyse her şey, diye not eder, within the reach of memory still, though tenuously now — hâlâ belleğin eriminde, artık ne kadar ince olsa da. Sonsözde, yüz yaşındaki bir kadın, Ko-sahn, Aho’nun evinin gölgeliğinde oturur ve çocukken gördüğü bir Güneş Dansı’nı anlatır. Hatırlanan toprak, öyleyse, bir yazarın hülyası değildir: bir dünyadan geriye sadece söz kaldığında, sözün onu ayakta tutmaya yettiğinin — yeter ki toplanıp yeniden benimsenebilsin — kanıtıdır.

İngilizce

Loneliness is an aspect of the land. All things in the plain are isolate; there is no confusion of objects in the eye, but one hill or one tree or one man. To look upon that landscape in the early morning, with the sun at your back, is to lose the sense of proportion. Your imagination comes to life, and this, you think, is where Creation was begun.

Türkçe

Yalnızlık bu toprağın bir yönüdür. Ovada her şey tektir; gözde nesneler birbirine karışmaz — bir tepe, bir ağaç, bir insan. Bu manzaraya sabahın erken saatlerinde, güneş arkanda olacak şekilde bakmak, oran duygusunu yitirmektir. Hayal gücün canlanır ve işte, derin, Yaratılış burada başlamıştır.

N. Scott Momaday, The Way to Rainy Mountain , böl. Introduction  — baskı Fransızca çevirisinden hareketle, 1969 (cep baskısı 1976), University of New Mexico Press, trad. viasophia

Bizim de binlerce manzaramız var — sakladıklarımız. Ama karşılaştırmadan önce ayıklamak gerekir. Bizim imgelerimiz dışarıda saklanmak üzere çekilir: fotoğraf yeri bizim yerimize muhafaza eder ve tam da Momaday’nin buyurduğu çalışmadan bizi muaf tutar. Ona bakılır; yeniden inşa edilmez. Hatırlanan toprak ise hiçbir yerde depolanmaz: ancak bir zihin onu yeniden katettiğinde — her mevsim ona dokunduğunda, onu dinlediğinde, üzerinde durduğunda — var olur ve onu taşıyanın onu taşımayı bırakmasıyla ölür, tabii bir söz onu aktarmamışsa. Ve sahip olma ilişkisi tersine döner: arşivlenmiş manzara bizimdir, binlercesi arasından; hatırlanan manzaraya ise, ona kendimizi bıraktığımız için, biz aidizdir. Geriye dar bir ortak nokta kalır: burada da orada da, bir yer kendimizin bir parçası olabilir. Giriş bölümünün son sayfasında, büyükannesinin mezarı önünde, Momaday sadece şöyle yazar: Looking back once, I saw the mountain and came away — bir kez arkama baktım, dağı gördüm ve ayrıldım. Gidebilirdi: dağ hatırlanmıştı. Ömründe bir kez, der. Hangi manzara, her biri için, bu çalışmayı hak eder?

Alıntılanan Kaynaklar

  • N. Scott Momaday, The Way to Rainy Mountain, baskı University of New Mexico Press, 1969 (éd. de poche 1976), çev. texte original anglais ; rendu français maison.