Olayın Gerçekleştiği Yer

Vine Deloria Jr.’ın sözünü ettiği halklar için kutsal olan, bir tarih değil, mekândır: anavatanın her noktası, halkı var eden öyküleri taşır. Bir « kutsal coğrafya », zamana dayalı bir dinin karşısında.

Olayın Gerçekleştiği Yer
John Henry Hill — A Study of Trap Rock (Buttermilk Şelalesi) (1863). Metropolitan Sanat Müzesi ; kamu malı (CC0).

Bir Navahoya dünyanın nerede başladığını sorun: size tereddüt etmeden belirli bir dağı gösterecektir. Ne zaman başladığını sorun: kimse bilmez, üstelik pek de önemli görünmez. Vine Deloria Jr., bu asimetriyi dünyaya yerleşmenin iki farklı yolunun en derin ayrımı olarak görür. No one can say when the creation story of the Navajo happened, but everyone is fairly certain where the emergence took place — Navahoların yaratılış öyküsünün ne zaman gerçekleştiğini kimse söyleyemez, ama nerede zuhur ettiğini herkes kesinlikle bilir. Olay tarihlendirilmez; konumlandırılır. Gerçekliğe dair miras aldığımızdan farklı bir düzenlemedir bu, ve Deloria’nın adlandırmaya giriştiği de işte bu düzenlemedir.

İngilizce

American Indians hold their lands—places—as having the highest possible meaning, and all their statements are made with this reference point in mind. Immigrants review the movement of their ancestors across the continent as a steady progression of basically good events and experiences, thereby placing history—time—in the best possible light.

Türkçe

Amerika Yerlileri, topraklarını —mekanlarını— olabilecek en yüksek anlamı taşıyan şeyler olarak görür ve söyledikleri her şeyi bu referans noktasıyla dile getirir. Göçmenler ise atalarının kıtayı aşan yolculuğunu, temelde iyi olan düzenli bir olaylar ve deneyimler zinciri olarak yeniden okur, böylece tarihi —zamanı— olabildiğince olumlu bir ışık altında sunar.

Vine Deloria Jr., God Is Red , böl. Thinking in Time and Space (4. Bölüm)  — baskı Fransızca çevirisinden hareketle, Fulcrum Publishing, 2003 (ilk basım 1973), trad. viasophia

İki halk, iki referans noktası. Biri her şeyi bir neredeye, diğeri bir ne zamana bağlar. Deloria’ya göre, işte felsefi ayrım çizgisi buradadır — inancın bir ayrıntısı değil, iki düşüncenin üzerine kurulu olduğu zeminin ta kendisi. Batı, der, gerçekliği zamana yerleştirir: bir başlangıç noktasından yola çıkan, ilerleme ilerleme bir kadere doğru ilerleyen bir çizgi. Onun kutsalı, belirli bir tarihte gerçekleşmiş benzersiz olaylardan oluşur — bir antlaşma, bir enkarnasyon, bir düşüş, bir vaat —, ve tarihi de bunları birbirine bağlayan zincirdir. Western European peoples have never learned to consider the nature of the world discerned from a spatial point of view: Batı Avrupalı halklar, diyor, dünyayı mekansal bir bakış açısından değerlendirmeyi hiç öğrenememiştir. Onların bakış açısı zamansaldır.

Deloria, zamana dayalı bu dine, mekana dayalı bir dinle karşılık verir. The vast majority of Indian tribal religions, therefore, have a sacred center at a particular place, be it a river, a mountain, a plateau, valley, or other natural feature — Hint kabile dinlerinin büyük çoğunluğunun, ister bir nehir, ister bir dağ, bir plato, bir vadi ya da başka bir doğal oluşum olsun, belirli bir yerde kutsal bir merkezi vardır. Kutsal, bir kronolojide süzülmez; adlandırılabilen, dönülen, hiçbir şeyin yerini tutamadığı bir yere sabitlenmiştir. Bu merkezden halk, uzağa bakar ve topraklarını tanır. Deloria’nın bir sözcükle adlandırdığı, işte bu öykü ile toprak arasındaki düğümdür.

İngilizce

Indian tribes combine history and geography so that they have a “sacred geography,” that is to say, every location within their original homeland has a multitude of stories that recount the migrations, revelations, and particular historical incidents that cumulatively produced the tribe in its current condition.

Türkçe

Hint kabileleri tarih ve coğrafyayı öyle birleştirir ki, bir «kutsal coğrafya»ya sahip olurlar: yani anavatanları içindeki her yer, göçler, vahiyler, benzersiz olaylar gibi bir dizi öyküyü barındırır ve bu öyküler birikerek bugünkü haliyle kabileyi meydana getirmiştir.

Vine Deloria Jr., God Is Red , böl. The Spatial Problem of History (7. Bölüm)  — baskı Fransızca çevirisinden hareketle, Fulcrum Publishing, 2003 (ilk basım 1973), trad. viasophia

kutsal coğrafya, haritanın üzerine yapıştırılmış dindar bir dekor değildir öyleyse: her noktası bir öykü olan, bütün toprakların halkın nasıl kendisi olduğunu anlattığı bir haritadır. Deloria bundan, ağzına sakız etmediği bir sonuç çıkarır. Gerçeğini zamana —bir kez olup bitmiş bir olaya— yerleştiren bir din, köklerinden sökülüp her yere taşınabilir: vaaz edilir, ihraç edilir, okyanusları aşarken iddiasından hiçbir şey kaybetmez, çünkü referansı burada değil o zamandır. Gerçeğini mekana yerleştiren bir din ise nakledilemez: onun gerçeği olayın gerçekleştiği yerdedir, bir dağı taşımak mümkün değildir. Biri toprağını kaybederek yol alır; diğeri, toprağından ayrılmadığı için ayakta kalır.

Fransızca, Deloria’nın dikkat çektiği şeyin izini taşır hâlâ. Bizde bir olay meydana gelir — dil, hâlâ her şeyin önce bir yer kaplaması gerektiğini söyler sanki. Ama biz hemen onu zamana yerleştirmeyi öğrenmişizdir: tarihi hatırlarız, yeri unuturuz. Ne zaman diye sorarız, nerede ise yer değiştirebilir bir koordinattan ibaret olur. Kutsal coğrafya tam tersi bir hareket yapar: yeri hatırlar ve öyküyü ona bağlar. Geriye Deloria’nın cümlesinin açık bıraktığı, bizim için çözmediği bir soru kalır: başımıza gelen, bizi var eden şeyin nerede olduğunu hâlâ bilir miyiz — yoksa yalnızca ne zamanını mı?.

Alıntılanan Kaynaklar

  • Vine Deloria Jr., God Is Red: A Native View of Religion, baskı Fulcrum Publishing, éd. du 30ᵉ anniversaire 2003 (1ʳᵉ éd. G. P. Putnam's Sons, 1973), çev. texte original anglais ; rendu français maison.