Ira
ira
Öfke, hiddet. Stoacılar için *ira*, ne bir huy ne de mizacın kaçınılmaz bir yazgısı değildir; yanlış bir yargı ve aklın sapmasıyla onay verdiği bir tutkudur: haksızlığa öç almanın gerektiği düşüncesine rıza gösterilir. Çünkü bir yargıya dayandığından, yine yargıyla çözülür — asıl devası da *mora*, aklın kendine gelmesi için zaman tanıyan gecikmedir.
Aussi quelques sages l'ont-ils définie une courte folie.
İtalyanca ira, irascible (çabuk öfkelenen) ve irritation (sinirlenme) sözcüklerini doğurmuş: kök, kalıcı bir durumdan çok ani bir coşkunluğu, kısa ama şiddetli bir kabarmayı ifade eder. Seneca bunu “kısa süreli delilik” diye niteler — sürdüğü müddetçe tam bir akılsızlıktır. Tezi şudur: ira, bir onaylamayı (synkatathesis) önvarsayar; haksızlığa uğradığımızı ve bunu iade etmemiz gerektiğini önce yargılamadan öfkelenmeyiz. Tutku, zihnin bir eylemine dayanır, öyleyse zihnin bir eylemiyle de çözülebilir. Çare buradan doğar: karşıt güç değil, zaman (mora), “ilk ateşi söndüren” ve aklın hüküm vermeye vakit bulmasını sağlayan.
Stoacı yol —aklın dümeni yeniden ele alması için gecikme koymak— karşıt bir nitelikle sakinleşme yolu değildir. Dhammapada, öfkeyi “yumuşaklıkla” yenmeyi önerir; daha köktenci bir tavırla da bağlılığı gevşeterek öfkenin tutunacağı yeri ortadan kaldırmayı: Stoacı zaman kazanırken, Budist yanıtın özünü değiştirir ve kaynağı kurutur. Aynı tutkuya iki ayrı terapi; ikisi de onu gözlemler ve her ikisi de önce taşıyıcısını yakıp tüketir.
Ira ≠ apatheia: ira çözülmesi gereken tutkudur, apatheia ise artık hiçbir tutkunun kıpırdatmadığı haldir. Biri ateşi adlandırır, diğeri ateşin söndüğü andaki sükûneti — bastırma yoluyla değil, ateşi tutuşturan yargının artık gerçekleşmemesiyle.