Fétichisme de la marchandise
Marx'ın *Kapital*'in ilk bölümünde oluşturduğu kavram. Değişim için üretim yapan bir toplumda, insanlar arasındaki toplumsal ilişkiler —kimin çalıştığı, kimin için çalıştığı, hangi koşullarda— şeyler arasındaki ilişkilere dönüşür: bir meta, sanki değer onun fiziksel özelliklerinden biriymiş gibi başka bir meta “değerinde” olur. Marx, bu tersyüz oluşu adlandırmak için kendi zamanının din bilimindeki “fetişizm” sözcüğünü ödünç alır; burada insan elinin ürünleri, üreticilerinin karşısına özerk güçler olarak dikilir. Eski bilgeliklerin aksine, malların düzensizliğini onları arzulayan ruhun içine yerleştiren fetişizm, Marxçı fetişizm nesneldir: şeyin toplumsal biçiminden kaynaklanır, öznenin tutkusundan değil, bu yüzden de yalnızca arzunun disiplinine dayanarak çözülmez.
C’est ce qu’on peut nommer le fétichisme attaché aux produits du travail, dès qu’ils se présentent comme des marchandises, fétichisme inséparable de ce mode de production.
« Fetiş » sözcüğü Portekizce feitiço (« büyü, tılsımlı nesne ») kelimesinden gelir; bu da Latince facticius (« yapay, insan eliyle üretilmiş ») kökünden türemiştir. İronisi tam da burada: Fetiş, insanın kendi elleriyle şekillendirdiği, sonra da gücünü kendinden alıyormuş gibi hizmet ettiği nesnedir. Marx bu şemayı metaya uygular, ama merkezini kökten kaydırır.
Stoacı ya da Epikürcü, zenginliğin büyüsünü arzulayanın yargısında görür — ve bu büyüyü arzunun bir çileciliğiyle tedavi eder —; Marx ise bu büyüyü büyülenmeyi değer biçiminin kendisinde arar. Onun sözünü ettiği « fantastik biçim », ne algı yanılgısıdır ne de açgözlülüğün aşırılığı: Meta üretiminin, sosyal olanı kalıcı olarak maddi gibi gösterme tarzıdır. Dolayısıyla içindeki her türlü hırsı söndürmüş olsanız bile fetişin etkisi azalmaz. Marx’ın eleştirisini basit bir soyutlanma ahlakından ayıran da budur: O, nesnelere daha iyi bakmamızı istemez, nesnelerin insan ilişkilerine neler yaptığını anlatır.