Ülkenin bedeni
Kimberleyli ngarinyin yaşlısı David Mowaljarlai için kıta bölünecek bir alan değil: Bandaiyan, sırtüstü yatan tek bir canlı beden, bizler de onun organlarıyız.
Bir eskiz defterine yaşlı adam Avustralya’nın dış hatlarını çizer, ardından ıstakoz sepetlerinin örgüsünü andıran sık bir ızgara ile doldurur. Kalemi bırakır. Elini kaldırır gibi yapar, tıpkı bir sayfayı kaldırır gibi — ve gösterdiği artık düz bir harita değil, avuç içine sığacak üç boyutlu bir kıtadır. Kimberleyli ngarinyin yaşlısı ve hukuk adamı David Mowaljarlai, çizik gözlüklerinin üzerinden bakarak anlamış olup olmadığımızı kontrol eder. Ülke bir yüzey değildir. Bir bedendir.
İngilizce The whole of Australia is Bandaiyan. The front we call wadi, the belly-section, because the continent is lying down flat on its back. It is just sticking out from the surface of the ocean.
Türkçe Avustralya’nın tamamı Bandaiyan’dır. Ön kısmına wadi, karın bölgesi deriz, çünkü kıta sırtüstü yatmaktadır. Okyanusun yüzeyinden zar zor yükselir.
Bu, manzaraya kondurulmuş şiirsel bir imge değil. Bir anatomidir. Mowaljarlai ülkenin bölgelerini, bir bedenin parçalarını adlandırır gibi adlandırır: kuzeydeki uç — Cape York, Arnhem Toprakları, Kimberley — baş, ulangun’dur; Carpentaria Körfezi’nin altında akciğerler yer alır; kaburgalar yanlardır, göbek deliğinin üzerinden kıtayı boydan boya kesen kaburga bölgesi; göbek deliği, merkez ise Uluru’dur. Bandaiyan’ı bu terimlerle düşünürüz, insan bedeni gibi — Bandaiyan’ı insan bedeni olarak düşünürüz. Coğrafya, üzerine varlıkların kondurulduğu bir dekor değildir: tek bir canlının etidir, hepimiz de onun organlarıyız.
Bu bedenin içinde, yaşamı dışarı doğru iten bir şey vardır. Bedenin içinde Wunggud, Yılan vardır. Doğanın tamamını kendi bedeninin dış yüzeyinde büyütür — bedenin içinde Wunggud, Yılan durur; doğanın tamamını kendi bedeninin yüzeyinde yeşertir. Kıta, içine ayrı varlıkların doldurulduğu cansız bir kap değildir: kendi bedenini bir deri gibi canlıyla kaplayan bir bedendir. Ve bu beden, çizgilerle bir arada durur. Mowaljarlai’nin çizdiği ızgara bir süs değildi: kutucuklar toplulukların topraklarıdır, dilleriyle, simgeleriyle; çizgiler ise öykülerin ülkenin bir ucundan diğerine yolculuk ettiği yollardır. Hepsi birbirine bağlıdır, der — tek bir beden, sinirlerle örülü.
Buradan, ağzından çıkmayı şaşırtan bir söz gelir. Bu bedende, der, insanlar ne sahibi ne de seyircisi olarak yaşamaz: tek bir oluşmuş beden gibi hareket ederler.
İngilizce We think along these lines, but we know only Bandaiyan. On this we interact as a corporation. It is intact.
Türkçe Bu çizgilerle düşünürüz, ama yalnızca Bandaiyan’ı biliriz. Onun üzerinde, oluşmuş bir beden gibi etkileşiriz. O bütünlüğünü korur.
Kullandığı İngilizce sözcük, corporation, altında Latince corpus, beden yatar. Mowaljarlai zaten bölüme kendisi Corpus Australis altbaşlığını koymuştur: Avustralya’nın bedeni. Ne var ki onun kullanımıyla bizimki arasında uçurum vardır ve her türlü yakınlaştırmadan önce bunu belirtmek gerekir. Bizde «corporation», «beden» politik bir metafordur: toplumsal beden, devletin bedeni, insan topluluğundan söz etmenin bir yoludur. Beden bir imge olarak kalır; ülke ise üzerinde yürüdüğümüz, sınırladığımız, sahip olduğumuz bir zemindir. Mowaljarlai bu düzeni tersine çevirir. Beden metafor değildir, ülke biz onu haritaya düzleştirdiğimizde bizim için metafora dönüşmüştür. Onun corporation’ı kayayı, yılanı, tüm doğayı kapsar; biz onun ortak üyeleri değiliz, organlarıyız.
İşte bu yüzden kıtaya bakışımız ona, kelimenin tam anlamıyla, bir derinlik kaybı gibi gelir. Harita ülkeyi kâğıda yatırır ve parsellere böler; o ise kâğıdı kaldırıp ülkeye hacmini geri verir. Biz bir yayılım okuruz — bir kaynak, bir toprak, bizi çevreleyen bir ortam —, o ise içinde bulunulan bir beden okur: onu kuşatan şeyden dışarıda olunamaz.
Ve beden bizsiz de ayaktadır. Ona kimsenin yaşamadığı, artık hiçbir şeyin aktarılmadığı bölgeleri hatırlatınca, Mowaljarlai itirazı bir sözcükle savuşturur.
Toprak kaldı, bundan kaçış yok. İnsanlar için hareket eder ve onların izi hâlâ orada — toprak kaldı, ondan kaçamazsınız; insanlar için hareket eder, onların izi hâlâ oradadır. Beden bütünlüğünü korur: yaşamı bizim varlığımıza bağlı değildir. Biz bir toprağı ancak üzerinde yaşandığında, kullanıldığında, değerlendirildiğinde canlı sayarız — ve kullanılmadığında boş, dolayısıyla sahiplenilebilir görürüz —, Mowaljarlai ise ülkenin kendiliğinden hareket ettiğini, simgelerin toprak okyanusun altına batsa bile yerinde durduğunu savunur. Bedeni canlı tutan bizim işgalimiz değildir; bizi ayakta tutan bedendir.
Geriye Mowaljarlai’nin çizimiyle açık bıraktığı, bizim için yanıtlamadığı bir soru kalır. Kendi ülkemizin haritasına baktığımızda, paylaşılacak bir yüzey mi görürüz — yoksa soluk alan, sırtüstü yatan bir bedenin sırtını mı, biz de onun sayısız organından biri olarak?.
Alıntılanan Kaynaklar
- David Mowaljarlai, Yorro Yorro, baskı Magabala Books, éd. revue et augmentée, 2014 (avec Jutta Malnic), çev. texte original anglais ; rendu français maison.