Kamuy
Ainu halkının ilk yazıya döken kadını Chiri Yukie, baykuşun, ayının, ateşin insanlara misafir olan kişiler olduğu bir dünyaya söz veriyor.
Hokkaido, 1922 kışı. On dokuz yaşında bir genç kadın, defterine eğilmiş, büyükannesinin kar yağdığında mırıldandığı şarkıları Latin harfleriyle yazıyor, sonra satır satır çeviriyor. Chiri Yukie, halkının sözlü edebiyatını ilk kez kendisi yazıya döken Ainu — dışarıdan gelen bir folklorcu değil, dili yok olmadan önce kendi dilini sabitleyen bir iç ses. Kalbi zayıf düşene dek çalışacak, elyazmasını ölümünden bir gün önce tamamlayacak. Önsözü, yitirilmiş bir cennetle açılır.
İngilizce (Ainu ve Japoncadan çeviri) In the past this spacious Hokkaido was our ancestors’ world of freedom. Living with ease and pleasure in the manner of innocent babes in the embrace of beautiful, vast nature, they were truly the beloved children of nature. Oh what happy people they must have been!
Türkçe Eskiden, bu uçsuz bucaksız Hokkaido atalarımızın özgürlük dünyasıydı. Doğanın güzelliği ve enginliği içinde, masum çocuklar gibi rahat ve neşe içinde yaşarlardı. Gerçekten de doğanın sevgili çocuklarıydılar. Ne mutlu bir halktı onlar!
Ardından gelen, bir yas: toprak değişmiş, avcılar dağılmış, ve çıplak bir cümle — A dying people… . That is our name, “Ölen bir halk… İşte adımız bu.” Chiri Yukie, asimilasyon baskısı altında yazıyor, atalarının sözlerinin son konuşanlarla birlikte yok olacağına inanmış. Bir noktada yanılıyordu: derlemesi hâlâ okunuyor, ve daha sonra yaşlı Kayano Shigeru, Ainu dilini Japonya Parlamentosu’na kadar taşıyacak. Onun mezar sandığı, bir tohum oldu.
Ama asıl önemli olan, bu yakınmanın içinde değil. Bu şarkıların ne yaptığında. Bir ilahi yukar, dışarıdan bir hayvanı betimlemez: hayvan konuşur ve “ben” der. Derlemenin ilk şarkısı, bataklıkların büyük dükü — balıkçı baykuş, köyün koruyucusu.
İngilizce (Ainudan çeviri) “Silver droplets falling, falling all around, golden droplets falling, falling all around.” Singing this song I came down, following the river’s flow. Over a human village I passed, and, gazing below, it seemed to me that those who were poor in the past were now rich, and those who were rich were now poor.
Türkçe «Gümüş damlalar düşüyor, düşüyor her yana, altın damlalar düşüyor, düşüyor her yana.» Bu şarkıyı söyleyerek ırmağın akışını izleyerek indim. İnsanların köyünün üzerinden geçtim, aşağı baktım, eskiden yoksul olanların şimdi zengin, zenginlerin ise yoksul olduğunu gördüm.
Baykuş bir sembol değil, bir dekor da değil. Bakar, yargılar, seçer: şarkının ilerleyen bölümünde, zengin çocukların altın oklarını ıskalamasına izin verir, yoksul çocuğun kaba oku tarafından vurulmayı kabul eder, çünkü gözlerinde bir yüreklilik okumuştur. O bir kamuy — ve bu sözcük “doğa ruhu” olarak çevrilemez.
Chiri Yukie’den altmış yıl sonra, Nibutani’nin dilinde büyüyen Kayano Shigeru, babaannesi Huci’den öğrendiği en yalın tanımı verir.
İngilizce (Japoncadan çeviri) A god dwells in each element of the great earth mentioned in these tales, she would tell us, in the mountains off in the distance from Nibutani, the running waters, the trees, the grasses and flowers.
Türkçe Bu hikâyelerin anlattığı büyük toprakların her bir öğesinde bir tanrı yaşar, derdi: Nibutani’nin uzak dağlarında, akan sularda, ağaçlarda, otlarda ve çiçeklerde.
Kayano’nun dediği gibi, her varlıkta bir tanrı yaşar; ve bu tanrılar “insanlara benzer, aynı dili konuşur, geceleri uyur, gündüzleri çalışır, tanrıların ülkesinde.” Kamuy’un taşıdığı işte bu: yaygın bir güç değil, kutsalın büyük bir Bütün’e yayılması değil, kişiler. Baykuş, ocak ateşi (ape-huci), ayı, hatta yerel ağaçtan yapılmış bir kayık — her biri, kendi yurdu, iradesi olan ve bir süreliğine bizim dünyamızda yaşamayı kabul eden bir öznedir.
Yaklaştırmadan önce kesin bir ayrım yapmak gerekir. Biz “Doğa” deriz: tekil, kişiliksiz bir zemin, bir dekor — en iyi ihtimalle yönetilecek bir hazine, en kötüsü ise çekilecek bir stok. Ainu sözcüğü hiçbirini söylemez. Kamuy doğa değildir: bir misafirdir. Misafiri yönetmezsiniz, onu ağırlarsınız; bir konuğu çekip almazsınız, ona saygı gösterirsiniz, ve gücendirebileceğinizi bilirsiniz. Bizim dilimiz baykuşu gözlemlenebilecek şeyler arasında sınıflandırırken, yukar onu “ben” diyebilecekler arasında sınıflandırır — ve bizi bizden çok onlar izler. Hokui’nin baskısındaki kuş başını eğip aşağı baktığında, soru onun ne olduğu değil. Bizim gördüğümüzde kim, inmeyi seçiyor.
Alıntılanan Kaynaklar
- Chiri Yukie, Ainu shin'yōshū (Recueil des chants divins ainu), baskı Sarah M. Strong, Ainu Spirits Singing, University of Hawai'i Press, 2011 (manuscrit de 1922, publié en 1923), çev. Sarah M. Strong (de l'ainu et du japonais vers l'anglais) ; rendu français maison.
- Shigeru Kayano, Our Land Was a Forest: An Ainu Memoir, baskı Westview Press, 1994 (orig. japonais, 1980), çev. Kyoko & Lili Selden (du japonais vers l'anglais) ; rendu français maison.