Bilinç, bir söylenti mi yoksa yanılsama mı?
Animizm ile ekstraktivizm arasında: aynı dinleyişe açılan iki ses
Bilinç, dünyanın eşiğinde mi durur, yoksa kendi bakışımızın bir yansımasından mı ibarettir? İki ses, iki anlatı. Biri algıda temel bir karşılıklılık görür, diğeri tehlikeli bir kurgu. Önce ayırmak gerek belki de, ardından aralarındaki mesafede yankılanan soruyu duymak için.
Dünyanın söylentisi
Algının karşılıklılığı, konuşma ve dilin daha belirgin karşılıklılığını doğururken, algı her zaman dilin belirleyici etkisine karşı savunmasız kalır; tıpkı bir annenin çocuğunun hareketlerine karşı özellikle duyarlı olması gibi.
Burada bilinç, yalıtılmış bir özellik değil, alışverişten doğan bir niteliktir. Algılamak, zaten yanıt vermektir. Dünya sessiz bir dekor değildir: onunla karşılaşma eyleminde açılır. Dile, bu karşılıklılıktan doğan dil, hem uzantısı hem de riskidir. Bir annenin çocuğunun hareketlerine duyarlı olması gibi, algı da yarattığı şeye karşı savunmasızdır. Söz, örttüğü kadar açığa çıkarır, ama kökensel bağı asla tümüyle koparmaz.
Bu bakış, canlı ve cansızın aynı duyarlı dokunun parçası olduğu bir dinleyiş önerir. Taşlar, ırmaklar, rüzgârlar nesne değil, kendi tarzlarında bize yanıt veren varlıklardır. Bilinç artık tekelci bir özellik olmaktan çıkar; paylaşılan bir söylenti, biçimleri kateden bir titreşimdir. Tehlike? Dilin katılaşarak kaynağını unutması ve kendini anlamın tek sahibi sanmasıdır.
Ekstraktivist yanılsama
Geçişler, bir yandan araçsal ya da reformist önlemlerle yetinmez; öte yandansa kısa bir süre içinde ani bir değişim öngörmez.
Burada bilinç, doğal bir özellik değil, işe yarar bir kurgudur. Doğaya niyet atfetmek, insanın kendini onun koruyucusu ya da meşru yağmacısı olarak görmesini haklı çıkarır. Gudynas’ın okumasında ekstraktivizm, yalnızca ekonomik bir pratik değil, metafizik bir tavırdır. Dünyanın kaynak, insan bilincininse onun tek yorumcusu olduğu fikrine dayanır.
Gudynas’ın sözünü ettiği geçişler, ne teknik düzenlemelerdir ne de ani devrimler. İnsanın yerini yeniden düşünmeyi gerektirir, ama yeni bir kutsallaştırma tuzağına düşmeden. Bilinç varsa eğer, paylaşılan bir nitelik değil, sömürüyü doğallaştırmış bir kurmacadır. Zorluk? Bu mantıktan çıkmak, ama aynı egemenlik şemalarını yeniden üretmeden, hatta ruhsallaştırılmış bir biçimde bile olsa.
Mesafe soru olarak
Bu iki ses birleşmez. Biri bilinci yaygın bir nitelik olarak görür, diğeri yıkılması gereken bir yanılsama. Yine de aralarındaki gerilim, daha ince bir dinleyişe çağırır.
Abram, dilin algıya ihanet edebileceğini, ama onun uzantısı olarak kaldığını söyler. Gudynas ise her geçişin uç noktalardan kaçınması gerektiğini hatırlatır: ne yüzeysel reformizm, ne de ani kopuş. İkisi arasında ortak bir uyanıklık vardır: dünyaya yüklediğimiz şeyi ve dünyanın bize geri yansıttıklarını sorgulamak.
Bilinç bir söylenti ise, kazanılmış bir gerçek değildir. Bir yanılsama ise, etkisiz de değildir. Belki hikmet, bu mesafeyi çok çabuk kapatmamakta yatar. Dünyanın bize fısıldadıklarını dinlemek, ne olduğunu önceden varsaymadan.
Alıntılanan Kaynaklar
- David Abram, The Spell of the Sensuous, baskı .
- Eduardo Gudynas, Extractivismos, baskı .