Utupë: Ataların Nefesi ve Direniş Belleği

Davi Kopenawa’nın Bize Görünmez Yaşam Hakkında Öğrettikleri

Utupë: Ataların Nefesi ve Direniş Belleği
Anonim — Karga çıngırağı (19. yüzyıl). Metropolitan Museum of Art, CC0.
D

Davi Kopenawa’ya göre, yerlilerin olmayanların bazen “ruh” ya da “tin” diye adlandırdığı şey, canlıları harekete geçiren ve onları atalara bağlayan şeyi tarif etmeye yetmez. O, daha çok hem elle tutulur hem de kavranamaz bir cevherden, bedenler, imgeler ve anlatılar arasında dolaşan bir özden söz eder. Bu cevhere bağlama göre farklı adlar verir: yaşamsal nefes, yansıma, ya da var olanın ve varlığını sürdürenin küçük bir modeli. Bireyin içinde hapsolmuş değildir; ataların seslerinin, mitolojik hayvanların biçimlerinin ve şamanik şarkıların yankılarının iç içe geçtiği görünmez bir ağ gibi yayılır.

Nefes canlı bellek olarak

Davi Kopenawa bu özün basit bir temsil olmadığını gözlemler. Aktiftir, hareketlidir ve her şeyden önce aktarılır. Şamanlar, uygulamalarıyla hasta bedenleri iyileştirmekle yetinmezler: bu cevherin kendisine müdahale ederler, onu dış güçlerin saldırısına uğramış olarak algılarlar. Onların işi onu korumak, onarmak, hatta patojen nesnelerin tutsağı olduğunda onu özgürleştirmektir. Bu eylem bir metafor olarak değil, somut bir gerçeklik olarak betimlenir; ataların nefesi ile yaşayanların nefesi iç içe geçer.

Bu bakış bellek nosyonunu dönüştürür. Ona göre ataların imgeleri, şarkıları ve anlatıları donmuş anılar değil, etkin varlıklardır. Zamanla yok olmazlar, şamanik varlıklara dönüşürler ve bugünde etkide bulunabilirler. Mitlerden doğan bu varlıklar, duruma göre müttefik ya da düşman olurlar. Sembol değildirler; onlarla uzlaşmak, pazarlık etmek, hatta bazen mücadele etmek gerekir.

Avlanma dünyanın dili olarak

Davi Kopenawa insanlar, insan olmayanlar ve ruhlar arasındaki ilişkilerin her zaman avlanma ve intikam terimleriyle düşünüldüğünü vurgular. Bir hastalık basit bir işlev bozukluğu değil, bir saldırıdır: bir şey ya da biri bu yaşamsal öze saldırır, onu yer ya da esir alır. Şamanın rolü ise misilleme yapmak, saldırganı kovmak ya da aldığı şeyi geri çıkarmaya zorlamaktır. Bu mantık insanlar arasındaki çatışmalara da uygulanır; şiddet her zaman daha önceki bir şiddete verilen bir yanıttır.

Bu dünya görüşü görünür ile görünmezi ayırmaz. Bir salgın, bir savaş, hatta topraklarındaki yabancı bir müdahale, avlanmanın farklı biçimleridir; saldırılan şey, yaşayanları atalara bağlayan bu özdür. Şamanlar müdahale ederek yalnızca iyileştirmezler: bir dengeyi yeniden kurarlar, dünyanın sömürülecek bir kaynak değil, her eylemin sonuçları olan ilişkiler ağı olduğunu hatırlatırlar.

Yanomami’nin en büyük şamanlarının, hastaların bedensel imgesi/yaşamsal özü (utupë) ya da hayvan çiftini (rixi) etkileyen patojen nesneleri ağız yoluyla dışarı atma (kahikɨ ho-, “geri çıkarmak, kusmak, ağızdan atmak”) yeteneğiyle ünlü olduğu söylenir.

Davi Kopenawa, La Chute du ciel , kitap 78  — baskı Bruce Albert’ın Fransızca çevirisinden, Plon, Terre humaine dizisi, 2010, trad. viasophia

Unutuşa direnmek

Davi Kopenawa bu özü halkını tehdit eden güçlerin başlıca hedefi olarak betimler. Salgınlar, istilalar ya da toprağı parçalayan projeler yalnızca yaşamları yok etmekle kalmaz: kolektif belleği, ataların seslerini taşıyan bu nefesi de hedef alır. Ona göre modernite yalnızca maddi bir tehdit değil, görünmezi –anlatıları, şarkıları, ruhlarla bağları– yok sayan ya da susturan bir silme girişimidir.

Yine de bu öz direnir. Şarkılarda, şamanların rüyalarında, ormanı dolduran imgelerde varlığını sürdürür. Hem kırılgan hem de inatçıdır; sönmeyi reddeden bir yankı gibi. Davi Kopenawa onu savunmakla yetinmez: onu duyulur kılar, halkının ötesine taşıyarak “yaşamak” ve “hatırlamak”ın ne anlama geldiğini yeniden düşünmeye davet eder.

Nefes düşünce olarak

Bu öz yalnızca bir bellek değildir; aynı zamanda düşüncenin de merkezidir. Davi Kopenawa bilincin irade, bakış ve karar boyutları da dahil olmak üzere birden fazla katmanını ayırt eder. Ancak bu düşünce bireysel değildir: ataların imgeleriyle, ormanı dolduran ruhlarla ve kuşaktan kuşağa aktarılan anlatılarla beslenir. Bir beyinde hapsolmuş değildir; dolaşır, dönüşür ve sürekli yenilenir.

Bu anlamda direnmek yalnızca siyasi ya da toprakla ilgili bir mücadele değildir: aynı zamanda dünyayı sömürülecek kaynaklar bütünü olarak değil, canlı ilişkiler ağı olarak görme yetisini koruma savaşıdır. Davi Kopenawa halkının savunusunu bu düşünme biçiminin savunusundan ayırmaz; ona göre biri diğerinden ayrı düşünülemez.

Dinlemeye bir davet

Teklif ettiği şey bir ders değil, bir açılımdır. Sözüne inanmamızı istemez; kendi geleneklerimizde bu yaşamsal öze benzeyen –anlatıları, manzaraları, yaşayanlarla ölüler arasındaki bağları canlandıran– görünmez güçlere dikkat kesilmemizi önerir. Belki de modernite her şeyi silmemiştir; yalnızca bu sesleri duymayı zorlaştırmıştır.

Davi Kopenawa için ataların nefesi geçmişin bir kalıntısı değil, bugünün bir gücüdür; etkin bir bellek, dirençli bir düşüncedir. Ve bizi tanımaya davet ettiği şey, egzotik bir merak değil, canlı olmanın temel bir boyutudur.

Alıntılanan Kaynaklar

  • Davi Kopenawa, La Chute du ciel, baskı Plon, coll. Terre humaine, 2010, çev. Bruce Albert (propos yanomami recueillis et traduits).