Şehit

Tanıktan kutsanmış düşüşe, Türkçedeki « şehit » sözcüğü siyasi şiddeti kefaret altına alırken kurbanın halesine büründürür. Bu dönüşüm yalnız değildir: başka diller de aynı ölümü, aynı devlet gerekçeleriyle doğallaştırır. İzleyen harita, her dilin çatışmalarını kutsal sözcükler altında gömdüğü bir suskunluk coğrafyasını açığa çıkarır.

Şehit
Hendrick Goltzius — *Zalimlerin Cezası*, *Hristiyan ve Dünyevi Alegoriler* serisinden (t.y.). Metropolitan Museum of Art, CC0.

Şehit. Sözcük havayı bıçak gibi yarar, ama keskinliği ikiyüzlüdür: kurşunların altında düşeni adlandırırken, kurşunların kendisini siler. Türkçede geriye yalnızca kurbanın parıltısı kalır, ölüm bir adak olarak başkalaşır. Bu dönüşüm Atatürk’ün diline özgü değil. İktidar şiddeti aklamak zorunda kaldığında, her yerde kutsal bir kılıfa büründürmek için sözcükler türer. « Şehit » onlardan biridir — ve yalnız değildir.

Sözcüğün altında yatan anlam

Türkçedeki şehit, Arapçadaki šahīd’den kök alır; o da Sami kökenli š-h-d kökünden türemiştir ve görme, şahitlik etme eylemini çağrıştırır. Başlangıçta šahīd, olgulara tanıklık eden, onları hukuki ya da manevi anlamda doğrulayan kişidir — bir tanık. Kur’an ona bir statü atfeder: şehit, zor altında ya da savaşta ölümü, imanının kanıtı haline gelen kişidir. Ne var ki sözcük henüz savaştan bahsetmez; önce varoluşu, yadsınamazlığı anlatır. Yüzyıllar ve çatışmalar geçtikçe šahīd, savaş alanına kayar; şiddetli ölüm, en yüce tanıklığa dönüşür.

Kaymanın soykütüğü

Bu saptırma iki hareketle işler: doğallaştırma ve kutsallaştırma. Önce doğallaştırma; çatışmadaki ölümü neredeyse biyolojik bir kader, kaçınılmaz bir yazgı olarak sunar. Ardından kutsallaştırma; bu yazgıyı ilahi bir eyleme çevirir, dökülen kanı meşruiyet tohumuna dönüştürür. Tanıl Bora, Zamanın Kelimeleri’nde bu bükülmeyi vurgular:

Şehit kelimesinin şahit kelimesiyle aynı kökten geldiğini biliyor muydunuz?

Tanıl Bora, Zamanın Kelimeleri , kitap Zamanın Kelimeleri  — baskı Fransızca çevirisinden hareketle, İletişim, 2018, trad. viasophia

Şehit (şehit) ile şahit (tanık) arasındaki akrabalık rastlantı değildir: dilsel işlemi açığa çıkarır. Sözcük artık maruz kalınan şiddeti değil, görme eylemini —ya da daha doğrusu, gösterme eylemini— adlandırır. Ölüm, siyasi bir olay olmaktan çıkar; kutsal bir gösteriye dönüşür; ölenin bedeni, bir davanın haklılığının kanıtı olur. Gizlenen nesne —çatışmadaki şiddetli ölüm— böylece anlam katmanlarıyla örtülür, vahşeti inkâr edilir. Şehit öldürülmez; tanıklık eder, ölümü de iktidarın sahiplenebileceği bir anlatıya dönüşür.

Aynı örtü, dilden dile

Bu mekanizma Türkçeye özgü değil. Devlet şiddetini meşrulaştırma ihtiyacıyla karşılaşan başka diller de aynı örtmeyi gerçekleştiren sözcükler üretmiştir. İzleyen harita, her bir dilde belgelenmiş envanteri sunar.

Langue Forme du mot Attestation
français martyr
İngilizce martyr
Almanca Märtyrer
İspanyolca mártir
İtalyanca martire
Rusça павший pavshiy
Türkçe şehit
Çince 烈士 lièshì

Aynı doğa (doğallaştırma ve kutsallaştırma) ve aynı nesne (siyasi çatışmadaki şiddetli ölüm) İngilizce ve Türkçede belgelenmiştir. Fransızca, Almanca, İspanyolca, İtalyanca, Rusça ve Çince’de bu belirli saptırmaya dair kanıt bulunmamaktadır.

attesté par un dévoileur natif · lacune (non encore sourcé) — jamais « absent »

İngilizcede martyr sözcüğü de benzer bir yol izler. Yunanca mártys (tanık) kökeninden gelen sözcük, başlangıçta inancına tanıklık eden, çoğu kez canı pahasına bunu yapan kişiyi adlandırır. Ne var ki şehit gibi, o da siyasi alana kayar; şiddetli ölüm, kurban olarak yeniden çerçevelenir. George Orwell, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’te bu işlevi yeni konuşma üzerinden açığa çıkarır:

Sonra daha az hararetli bir tonda devam etti: ‘Burada anlamanız gereken ilk şey, bu mekânda hiçbir şehitliğin olmadığıdır.’

George Orwell, Nineteen Eighty-Four (The Principles of Newspeak) , kitap Nineteen Eighty-Four (The Principles of Newspeak)  — baskı Fransızca çevirisinden hareketle, Penguin, trad. viasophia

Martyr artık bir inanç uğruna ölen kişi değil, ölümüyle kurulu düzenin hizmetine giren kişidir. Orwell’in alıntısı, sözcüğün isyankâr yükünün nasıl boşaltıldığını, acının sadakat kanıtına, isyanın ise bir ritüele dönüştürüldüğünü gösterir. Gizlenen nesne —siyasi şiddet— böylece dile emilir, itaatin simgesine dönüşür.

İstemeden tanıklar

Şehit sözcüğü yalan söylemez: gerçeği dile getirir, ama eksik bir gerçeği. Tanıklıktan söz ederken cinayetten söz etmesi gerekirdi. Bu bükülme bir hata değil, sunulabilir ölümlere ihtiyaç duyanların zorunluluğudur. Bu dönüşümün tekrarlandığı dillerin haritası bir şeyi gösterir: kutsal, çoğu kez siyasetin bahanesi olur. Sözcüğün kendisinin yanıtsız bıraktığı bir soru kalır: asıl kim tanıklık ediyor — ve kimin için?

Alıntılanan Kaynaklar

  • Tanıl Bora, Zamanın Kelimeleri, baskı İletişim, 2018.
  • George Orwell, Nineteen Eighty-Four (The Principles of Newspeak), baskı Penguin.