Umut: Yanılsama mı, Direniş mi? Geleceğin Gerçeği Ütopyayla Kehanet Arasında
Zamanın ipinde iki ses
Umutun sözleri hiçbir zaman hafif değildir. Henüz var olmayan, ama şimdiden bugünü ağırlaştıran bir geleceğin yükünü taşırlar. Biri Amazon ormanlarından, diğeri Avrupa kütüphanelerinden gelen iki ses, umudu hem gerekli hem de tehlikeli bir şey olarak anlatır. Birine göre umut, ileriye yürümeyi sağlayan şeydir; diğerine göreyse, düşmekte olanı görmeyi engelleyen. Bu iki kutup arasında bir soru ısrarla varlığını sürdürür: Vaat ile düşüşü nasıl bir arada tutabiliriz?
Umut itici bir güç olarak
Umutta, basit bir dilekten öte bir enerji vardır. Pasif bir bekleyiş değil, henüz var olmayan şeye doğru aktif bir gerilimdir. Kendini sunduğu haliyle bugün, geleceğin tohumlarını zaten içinde barındırır. Hiçbir şey donmuş değildir, hiçbir şey kesin olarak kapanmış değildir. En dolaysız, en elle tutulur görünen şeyde bile bir şeyler işler, bir şeyler yoluna devam eder.
Tam tersine: Şimdiki-gerçeklikte geleceği barındıran şey, acımasızca yoluna devam eder – diğer bütün geçmiş biçimlerin ötesinde – hatta ön planındaki-gerçeklikte ve bütün ufuk-çevrelerinde bile.
Geleceğin zaten mevcut, ama henüz görünmez olduğu fikri, dünyaya bakışımızı değiştirir. Önümüzde duran şey boş bir sayfa değil, hareket halinde bir manzaradır; her ayrıntı, geleceğin izini taşır. Umut, o zaman, gerçeklikten bir kaçış değil, gerçekliği başka türlü okuma biçimidir. Olanı yadsımak değil, onda kapanmaya direneni görmektir.
Yine de bu bakışın riskleri yok değildir. Gelecek zaten oradaysa, tohum halindeyse, eyleme geçmek için bir bahaneye dönüşebilir. Zaten gelecek olan için neden mücadele edilsin? Umut, şimdiye kök salmadığında boş bir bekleyişe, karşılığında hiçbir şey istemeyen bir vaade dönüşebilir.
Umut bir aldatmaca olarak
Öte yandan, umudu bir yanılsama olarak gören bir ses vardır. Geçici bir hata anlamında değil, daha derin, daha tehlikeli bir şey olarak. Burada umut, ilerlemeyi sağlayan şey değil, yıkımın gerçekliğini gizleyen şeydir. Umut, açılmakta olan kapıları, her zaman arzu edilir olmayan şeyleri görmeyi engeller.
Xawarari mae, bir «salgın varlık yolu», xawarari periyoka ise «salgın varlık yolunun kapısı»dır.
Kopenawa’nın sözleri umuttan doğrudan bahsetmez, ama onun sınırlarını olumsuzlamayla çizer. Anlattığı şey, hastalığa, kopuşa, düşüşe açılan yollardır. Var olmaması gereken dünyalara açılan kapılardır. Bu bakış açısında umut, itici bir güç değil, bir perdedir. Zaten gelmekte olanı, zaten yitirilmekte olanı gizler.
Yine de bu güvensizlikte bile bir direnme biçimi vardır. Umudu reddetmek, mutlaka gelecekten vazgeçmek anlamına gelmez. Belki de sadece, kırılmakta olanı hesaba katmayan vaatlerle avutulmayı reddetmektir. Olan içinde kök salmış kalmanın, olabilecek olanın peşine takılmamanın bir yoludur.
Ortak doruk
Bu iki ses karşılaşmaz, ama aynı şeyden söz eder: Bugünle geleceği bir arada tutmanın zorluğu. Bloch için gelecek, bugünün içinde zaten işleyen şeydir. Kopenawa içinse gelecek, yıkıma açılan bir kapıdır. Yine de her iki durumda da zaman düz bir çizgi değil, daha karmaşık, daha kırılgan bir şeydir.
İster güç ister aldatmaca olsun, umut her zaman bir bakış meselesidir. Doğmakta olanı görürken ölmekte olanı görmezden gelmemek nasıl mümkün olur? Henüz var olmayanın peşinden giderken, zaten düşmekte olanın üstüne basmadan yürümek nasıl mümkün olur?
Belki yanıt ne ütopyada ne de kehanette, bu gerilimin ta kendisindedir. İki ucu bir arada tutma yeteneğinde: Direnenle çökeni, umanla göreni. Gelecek, ne olursa olsun, her zaman bir seçim meselesidir. Kader değil, sorumluluktur.
Alıntılanan Kaynaklar
- Ernst Bloch, The Principle of Hope, baskı .
- Davi Kopenawa, La Chute du ciel, baskı Plon, coll. Terre humaine, 2010, çev. Bruce Albert (propos yanomami recueillis et traduits).