désespoir métaphysique
Dünyanın görünür düzeniyle kökten kopuş hali; burada akıl ve yerleşik değerler, dayanılmaz bir gerçeğin ağırlığı altında çöker: nihai bir temelin yokluğu. Bu umutsuzluk psikolojik değil, ontolojiktir; ahlaki, estetik ya da dinsel kesinliklerin altında yatan uçurumu açığa çıkarır. Acı veren bir berraklık gibi işler, insanın varoluşa anlam yükleme iddiasındaki sistemlerin keyfiliğini sezdiği an.
The same may be said of Nietzsche, Tolstoy, or Shakespeare. In his _Birth of Tragedy_ Nietzsche seems just like the ordinary honest, rather simple, blue-eyed provincial German student, and in _Zarathustra_ he reminds one of Machiavelli.
Metafiziksel umutsuzluk, ruhun, aşkınlık ya da zorunluluk yokluğuyla yüzleştiğinde, kendini boşluğun karşısında yapayalnız bulduğu o yarığı ifade eder. Burada söz konusu olan geçici bir hüzün değil, anlamın kategorilerinin —iyinin, güzelin, doğrunun— kırılgan yapılar, hatta aldatmacalar olarak ortaya çıktığı bir sınır deneyimidir. Bu umutsuzluk metafizikseldir, çünkü varlığa dokunur: Akılcı, ahlaki ya da ilahi herhangi bir önceden kurulmuş düzende huzur bulma olasılığını reddeder. Bu umutsuzluğa kapılan insan, bir eksiklikten değil, bir fazla bilinçten mustariptir — teselli eden yanılsamaları çözen, ama yerine yenilerini sunmayan bir bilinçten.
Alıntılanan pasajda, bu umutsuzluk, her şeyiyle zıt görünen figürleri birbirine bağlayan görünmez bir iplik olarak belirir. Görünüşte masum La Naissance de la tragédie’deki Nietzsche ile daha sert Zarathoustra’daki Nietzsche, aynı isyanın iki yüzünü temsil eder: Biri sanatı kaosa karşı son siper olarak kurtarmaya çalışırken, diğeri Tanrısız bir dünyanın acımasızlığını kabullenir. Ortak noktaları, değerlerin yalnızca maskeler olduğunun keskin farkındalığıdır; bu maskelerin düşüşü insanı dayanılmaz bir sessizlikle baş başa bırakır. Metafiziksel umutsuzluk burada bir sonuç değil, bir başlangıç noktasıdır — her şeyin yeniden icat edilmesi gereken, güvenlik ağı olmayan bir düşünceye kapı aralayan bir çatlak.
Bu umutsuzluk, sıradan bir varoluşsal kaygıdan aktif niteliğiyle ayrılır: Felç etmez, aksine yeni bir radikalliğe iter. Teslimiyet değil, insanın, yol göstericilerden yoksun kaldığında kendi değerlerini yaratma sorumluluğunu üstlenmek zorunda olduğu vahşi bir özgürlük biçimidir. Chestov’un alıntısı, bu deneyimin çağları ve stilleri aşarak, görünüşte farklı zihinleri yıkıcı bir aynı bilinç altında birleştirdiğini ima eder. Metafiziksel umutsuzluk bir öğreti değil, bir tavırdır — temelsizlik karşısında yalan söylemeyi reddeden ve bundan sonuçlar çıkaranların duruşu.