Egemenlik bir ilişki olarak

Üç ses, bir gerilim: özerklik, ittifak, yanılsama

Egemenlik bir ilişki olarak
Nakabayashi Chikutō — Çin Manzarası - Vanderbilt Güzel Sanatlar Galerisi - 1978.013. Wikimedia Commons, Kamu malı.

Egemenlik fethedilecek bir toprak değil, ayarlanacak bir ilişkidir. Buna tanıklık eden üç önerme, uzlaşmayı reddeder: biri için akıl eseri, diğeri için görünmeyenlerle dansın sonucu, üçüncüsü ise kökensel bir hastalığın belirtisidir. Hiçbiri iktidarın hakikatini elinde tuttuğunu iddia etmez, ama her biri onun bir yüzünü açığa çıkarır; kırık bir aynanın üç parçası gibi. Ayrılıkları bile bir derstir: egemenlik sahip olunmaz, müzakere edilir, kaybedilir, yeniden icat edilir. Bir durumdan çok bir hareket, bir mülkten çok bir ilişkidir. İşte önce ayrı, sonra karşı karşıya gelen, uzlaşmaz gerilimleriyle bu sesler.


Spinoza: egemenlik aklın fethi olarak

Spinoza, egemenliği bir armağan ya da miras olarak değil, inşa olarak önerir. Ne verilir ne devredilir; bir çabanın meyvesidir: kendine uygulanan aklın çabası. İktidar burada bir tahakküm meselesi değil, bir kullanım meselesidir. Emretmekten çok, dışarıdan hiçbir efendiye bağlı olmayan ilkelerle yaşamayı mümkün kılacak yetiye sahip olmak söz konusudur. Spinozacı egemenlik, etkin bir özerkliktir; kendini rasyonel zorunluluğa tabi kıldığı ölçüde açığa çıkan bir güçtür.

ve insanlar yalnızca Aklın buyruğuna göre yaşamayı kolayca başarabilseydi, hiçbir işe yaramazlardı, bunu kısaca göstereceğim.

, Ethica , livre IV, § 44  — éd. Charles Appuhn’un Fransızca çevirisinden (1913), Ética

Cümle eksiltilidir, ama meselesi açıktır: iktidarın araçları (yasalar, kurumlar, zorlamalar), insanlar akla göre yaşamadıkları sürece gereklidir. Henüz kendi başına yürüyemeyen bir insanlık için koltuk değneğidirler. Bu bakış açısında egemenlik, bir hükümdarın ayrıcalığı değil, topluluğun yalnızca anlama yetisinin ışığıyla kendini yönetme kapasitesidir. İçsel bir dönüşümü, tahakküm yapılarını gereksiz kılacak bir duygu başkalaşımını varsayar.

Spinoza ideal bir dünyayı değil, pratik bir ufku betimler. Akıl soyut bir kavram değil, insan ilişkilerinin somutluğunda işleyen bir kuvvettir. Onun buyruğuna göre yaşamak, aşkın bir yasaya itaat etmek değil, insanları birbirine ve dünyaya bağlayan nedensellik bağlarını tanımaktır. Böyle kavrandığında egemenlik bir nitelik değil, bir süreçtir: bir topluluğun efendilerden kurtularak kendine efendi olmayı öğrendiği süreç.


Kopenawa: egemenlik insan-olmayanlarla ittifak olarak

Kopenawa akıldan değil, danstan söz eder. Onun egemenliği bir fetih değil, bir ittifaktır. Bireysel çaba ile kazanılmaz; insan-olmayan varlıklarla ilişki kurarak: xapiri’ler, şamanik ruhlar, dünyanın bekçileri. Güç, hakimiyette değil, bu varlıklara açılma, onları çağırmaya, harekete geçirmeye muktedir olma yetisinde yatar. Burada egemenlik bir mülk değil, bir karşılıklı ilişkidir.

Xapiri’leri dans ettirmeden nasıl iyileştireceksiniz? Eskileriniz gibi şaman olun!

, Göğün Düşüşü , ch. Şamanlık ve xapiri’ler  — éd. Bruce Albert’ın Fransızca çevirisinden (Yanomami sözlerinin derlenip aktarımı), Plon, Terre humaine dizisi, 2010

Çağrı kesindir: xapiri’ler olmadan ne şifa, ne koruma, ne yaşam vardır. Egemenlik insan iradesinin meselesi değil, onu aşan güçlerle diyalog meselesidir. Bir inisiyasyonu, bir öğrenmeyi, bu iletişimi mümkün kılacak bir kendini dönüştürmeyi gerektirir. Şaman klasik anlamda bir egemen değildir: emretmez, müzakere eder. İktidara sahip olmaz, onu paylaşır.

Kopenawa siyasal ile ruhsalı ayırmaz. Egemenlik, dünyanın dengesini koruma, düzensizlikleri iyileştirme, insanlar ile insan-olmayanlar arasındaki çatışmaları yatıştırma yetisinden ayrılamaz. Bir hak değil, bir sorumluluktur. İlan edilmez, icra edilir. Ve bu icra köktenci bir alçakgönüllülük ister: insanların dünyanın tek faili olmadığını, hayatta kalmalarının başkalarını dinleme, yanıtlama, ittifak kurma yetilerine bağlı olduğunu kabul etmek.


La Boétie: egemenlik trajik bir yanılsama olarak

La Boétie egemenlik önermez, onun boşluğunu açığa çıkarır. Sesi, hayal kırıklığının sesidir: iktidar hiçbir zaman sanıldığı yerde değildir. Ne bir fetih, ne bir ittifak; rıza gösterilen bir köleliktir. Bu bakış açısında egemenlik, insanların kendi esaretlerini meşrulaştırmak için uydurdukları bir aldatmacadan ibarettir. Bir ilişki değil, bir feragattir.

Montaigne’in ne yaptığını ve görevinin ne olduğunu anlamaya çalışalım: La Boétie’nin eserinin yorumu kendiliğinden gelecektir.

, Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev  — éd. Orijinal metin (P. Bonnefon yayını, 1922), Discours de la servitude volontaire

Cümle tuhaftır, neredeyse üst-kurgusaldır: La Boétie kendi metninden sanki yorumlanacak bir nesneymiş gibi söz eder, ondan zaten kopmuş gibidir. Bu mesafe açıklayıcıdır. Söylev bir manifesto değil, bir otopsidir. Egemenlik inşa etmeyi değil, mekanizmalarını sökmeyi amaçlar. Gönüllü kulluk bir kaza değil, bir yapıdır: insanlar boyun eğerler çünkü bunu istedikleri için, boyun eğmemeyi unuttukları için.

La Boétie iktidarın gerçekliğini yadsımaz, ama kırılganlığını açığa çıkarır. İnsanlar onu öyle olduğuna inandıkları için güçlüdür. Egemenlik bir öz değil, bir inanç etkisidir. Maddesi yoktur, yalnızca aktarıcıları vardır: itaat edenler, emredenler, meşrulaştıranlar. Bir ilişki değil, bir zincirdir. Ve bu zincir bir kez kırıldığında ardında hiçbir şey bırakmaz: ne iktidar, ne özgürlük, yalnızca kendi yanılsamasının boşluğu.


Sentezsiz yakınsama: egemenlik bir kuvvet alanı olarak

Bu üç ses birleşmez. Tamamlayıcı yanıtlar değil, uyumsuz teşhisler önerirler. Yine de ayrılıkları, ortak bir sorunun hatlarını çizer: egemenlik ne bir mülk ne bir nitelikse, bir ilişki olarak nedir?

Spinoza onu aklın fethi yapar. Kopenawa, görünmeyenlerle ittifak. La Boétie, trajik bir yanılsama. Bu önermelerden hiçbiri diğerini yadsımaz. Her biri diğerini yerinden eder. Spinozacı akıl şamanik ittifakı yadsımaz, ama onun gerekliliğini açığa çıkarır: insanlar akla göre yaşasalardı, belki xapiri’lerle dans etmeye ihtiyaç duymazlardı. Kopenawa’nın ittifakı gönüllü kulluğu yadsımaz, ama onun olasılığını aydınlatır: insan-olmayanlarla ilişki kurmadan, insanlar görünmeyen efendilere zaten boyun eğmiş olmazlar mı? La Boétie’nin eleştirisi Spinozacı aklı geçersiz kılmaz, ama sınırlarını gösterir: akıl da yeni bir put haline gelirse, bir başka köleliğin adı olmaz mı?

Bu gerilim içinde egemenlik bir kuvvet alanı olarak belirir. Ne ulaşılacak bir ideal, ne betimlenecek bir gerçekliktir; içinde yaşanacak bir problemdir. Kimseye ait değildir, sürekli müzakere edilir. Bir durum değil, bir harekettir: bir topluluğun efendisiz, yanılsamasız, feragatsiz birlikte yaşama yetisini kazandığı hareket.

Spinoza akla teslim olmayı önerir. Kopenawa ruhlarla dans etmeyi. La Boétie zincirleri kırmayı. Hiçbiri doğru yol değildir. Hepsi gereklidir. Ayrılıkları güçleridir: egemenliğin dogma, mülk, put haline gelmesini engeller. Onu açık tutar, her zaman yeniden ele alınacak bir soru olarak.


Alıntılanan Kaynaklar

  • Baruch Spinoza, Éthique, baskı , çev. Charles Appuhn (1913).
  • Davi Kopenawa, La Chute du ciel, baskı Plon, coll. Terre humaine, 2010, çev. Bruce Albert (propos yanomami recueillis et traduits).
  • Étienne de La Boétie, Discours de la servitude volontaire, baskı , çev. texte original (éd. 1922, P. Bonnefon).