Sessizlik Etiği: İleten Yokluk
Galsan Tschinag'da Sözsüzlüğün Derinliği Üzerine Düşünüm
Terk Edişin Aydınlattıkları
Galsan Çınag’a göre, dünya bazen kendini daha iyi duyurmak için geri çekilir. Mavi Gökyüzü’nde, yaz göğünün altında bozkırda yükselen terk edilmiş bir hangar anlatılır. Duman ağır ağır havada asılı kalır, sonra eriyip gider; geride bıraktığı sessizlik, bir boşluk değil, yankı dolu bir mekândır. Bu sessizlik, der yazar, çınlayandır: toprağın sıcaklığını, görünmeyen varlıkların izlerini ve artık orada olmayanların sesini taşır. Yalnız başına duran hangar, konuşan bir yokluğun tanığına dönüşür. Burada eksiklik değil, bekleyen bir doluluk vardır.
Galsan Çınag, bu terk edilmiş mekânda anlatıcının gözden kaçan güçlerle yüzleşmek için sözcükler aradığını gözlemler — rüzgâr ya da ışık kadar ele geçirilemez varlıklar, ama havanın titreyişlerinde hissedilen birer varlık. Anlatıcı, bu kaçan şeyleri vurabilecek kadar keskin sözcükler istese de, onlar gelmez. Ya da henüz gelmez. Çünkü burada sessizlik, bir acizlik değil, bir disiplindir. Dünyanın ritimlerine kulak vermek, ancak beklemeyi bilenlere açılan varlıkların sesine açılmaktır.
İngilizce By then the shed has been deserted, and stands out tall and lonely against the steppe amid resounding silence and the warmth of early summer.
Türkçe O andan itibaren hangar terk edilmiş, bozkırın ortasında yüksek ve yalnız, yaz başının yankılı sessizliği içinde dikiliyor.
Direniş Olarak Dinlemek
Galsan Çınag’da sessizlik asla nötr değildir. Geçmişin, olabileceklerin ve özellikle de söze direnç gösterenlerin yükünü taşır. Sonraki sahnede, anlatıcı bitkin düşer ve yaklaşan bir tehditten kaçarcasına ağır bir uykuya dalar. Uyanışı serttir: uzun, tehditkâr bir iğne ona yaklaşmaktadır. Panik sarar onu; mücadele, görünür bir düşmana değil, sözsüz işleyen keyfi bir güce karşıdır.
Yine de, dehşetin tam ortasında sessizlik başka bir boyut kazanır. Pencerede gölgeler kayar, fısıltılar duyulur, ayak sesleri sürünür. Anlatıcı, dışarıda neler olup bittiğini anlamak için kulak kesilir. Kardeşi götürülmüş müdür? Hâlâ bir yerlerde saklanıyor, şiddet tehdidi altında mıdır? Sorular yanıtsız kalır, ama sessizlik bir direnme alanı olur. Konuşmayı reddetmek ya da konuşmaktan mahrum bırakılmak, anlatıcının kavranamayan şeylere tutunmasını sağlar: belirsiz sesler, kaçak varlıklar, baskıya rağmen yaşamaya devam eden bir dünyanın ritimleri.
Galsan Çınag, sessizliğin nasıl bir silah olabileceğini gösterir. Sözün gözetlendiği, denetlendiği, hatta yasaklandığı bir bağlamda, sözsüzlük bir sığınak haline gelir. Söylenemeyeni korumaya, yazılamayanı aktarmaya yarar. Sessizlik bir vazgeçiş değil, ayakta kalma, başka yollarla —dinlemenin, ayrıntılara, soluklara, algılanamaz hareketlere dikkatin— aktarılan bir bilginin canlı tutulma biçimidir.
Yokluk Yoluyla Aktarım
Bu tefekkürde çarpıcı olan, bilginin yalnızca sözlerle değil, sözsüzlükle de aktarılabileceği düşüncesidir. Anlatıcı, kardeşine ne olduğunu anlamaya çalışırken net bir yanıt alamaz. Yine de, bu görünür boşlukta bir şeyler iletilir. Sürünen ayak sesleri, kayan gölgeler, yoğunlaşan sessizlik: hepsi ayrı bir dil, görünmeyen varlıkların dili haline gelir.
Galsan Çınag, bu aktarım biçiminin belki de sözlerden daha güçlü olduğunu ima eder. Aktif bir dinlemeyi, hemen verilmeyene açık olmayı gerektirir. Burada sessizlik bir engel değil, bir geçittir. Genellikle göz ardı edilenleri algılamaya çağırır: rüzgârın ritimlerini, ışığın değişimlerini, görünmeyeni dolduran varlıkların hareketlerini. Böylece, yaşama dair bir etiğe yaklaşır; bilgi, hâkimiyetle değil, bizi aşan şeylere teslimiyetle kazanılır.
Bu düşünce, görünen ve görünmeyen varlıklar arasındaki ilişkiler ağından oluşan bir dünya algısıyla örtüşen Tuva geleneğiyle yankılanır. Bu bakış açısında sessizlik, bir boşluk değil, bu ilişkilerin dokunduğu bir tuvaldir. Görünmeyenin konuşmadığı, ama yine de orada, etkin olduğunu dinlemeyi öğrendiğimiz yerdir.
Sessizlik Varlık Olarak
Sahnenin sonunda, anlatıcı korku ve belirsizlikle boğulmuş, kalınlaşan karanlıkta yalnız kalır. Tehdit her yerde ve hiçbir yerdedir. Yine de, tam da bu kırılganlık anında sessizlik gücünü açığa vurur. Artık sözcükler arasındaki basit bir ara değil, kendi başına bir varlık, saran ve koruyan bir kuvvettir.
Galsan Çınag, sessizliğin sözün düşmanı değil, tamamlayıcısı olduğunu hatırlatır. Sözün anlamını tam olarak açığa çıkarmasını sağlayan mekândır. Her şeyin söylenmesi, açıklanması, kontrol altına alınması gereken bir dünyada, sessizlik bir bilgelik biçimine dönüşür. Belirsizlik içinde durmaya, kavranamayana kulak vermeye, bazı bilgilerin ancak yoklukla aktarılabileceğini kabul etmeye çağırır.
Galsan Çınag’ın önerdiği sessizlik etiği, bir dikkat etiğidir. Dünyayı egemenlik altına alınacak bir nesne değil, dinlenecek bir ortak olarak algılamayı öğretir. Bozkırda terk edilmiş hangar, yazın yankılı sessizliği, pencerede kayan gölgeler: hepsi, susmayı bilenlere açılan bir varlığın işaretleridir.
Alıntılanan Kaynaklar
- Galsan Tschinag, The Blue Sky, baskı Milkweed Editions, 2010 (orig. allemand, Insel Verlag, 1999), çev. Katharina Rout (anglais) ; rendu français maison.