Doğa Siyasal Bir Özne Olarak: Egemenlik, Karşılıklılık ve Başkalaşım

Üç ses, üç canlı statüsü

Doğa Siyasal Bir Özne Olarak: Egemenlik, Karşılıklılık ve Başkalaşım
Txllxt TxllxT — Lahey - Mauritshuis - Pieter Claesz (1597-1660) - 1630 Tarihli Vanitas Natürmortu. Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0.

Siyaset, doğayla ölçülmeden var olamaz. Ama doğayı siyasal bir söylemin öznesi —ya da nesnesi— kıldığımızda, tam olarak neyi adlandırıyoruz? Üç fragman, üç yanıt; birbirlerine yanıt vermeyen üç yanıt. Aristoteles, toplumsal bir olgunun doğasını temellendirir; Davi Kopenawa, doğanın ilahi bir mücadelenin aracı olduğu bir eylemi betimler; Emanuele Coccia ise doğayı, dönüşümün ilkesi haline geldiği düşünsel bir çerçeveye yerleştirir. Bu pozisyonlar ne karşıtlaşır ne de eklemlenir: indirgenemez kavrayış biçimleri olarak yan yana dururlar, mümkün bir sentezden yoksun. Yalnızca bu yan yana geliş, doğaya dair bir siyasetin —bir doktrin olarak değil— gerilimler alanı olarak ne olabileceğine dair bir ipucu sunar.

Aristoteles: Doğa, siyasal düzenin temeli

Aristoteles’in önerdiği okuma, doğayı fethedilecek bir toprak olarak değil, kentin üzerine inşa edildiği temel olarak ele alır. Alıntılanan pasaj, doğayı genel olarak değil, belirli bir olguyu —köleliği— konu edinir. Burada söz konusu olan, insanın yaşama hükmetmesinin bir metaforu değil, tarihsel ve kavramsal bir gözlemdir.

Şu hususa dikkat çekmek gerekir: Aristoteles, antik çağ filozofları arasında, Yunan toplumunun —ve daha sonra Roma toplumunun— temelini oluşturan kölelik olgusunu açıklamaya çalışan tek düşünürdür.

, La Politique , livre 1, ch. 3, § 2  — éd. Fransızca çeviriden: Jules Barthélemy-Saint-Hilaire, 3. gözden geçirilmiş baskı, Paris, 1874 (Gallica/BnF)

Burada söz konusu olan, doğanın bütünlüğü değil, doğanın toplumsal örgütlenmenin ilkesi olarak işleyişidir. Kölelik, keyfi bir şiddet olarak sunulmaz; onun temellerini, gerekçelerini ve sınırlarını anlamak gereken bir olgu olarak ele alınır. Bu bağlamda doğa, boyun eğdirilecek bir nesne değil, siyasal düzenin kendini açığa vurduğu çerçevedir. Kentin egemenliği, doğayı rasyonel amaçlara tabi kılmak değil, doğada siyasal düzenin olanaklılık koşullarını tanımaktır.

Aristoteles, doğanın düzenlenmesi gereken bir alan olduğunu söylemez; kölelik —siyasal bir kurum— insan doğasının belirli bir kavrayışında meşruiyetini bulur. Egemenlik, doğayı rasyonel amaçlara boyun eğdirmek değil, doğada siyasal düzenin olanaklılık koşullarını tanımaktır. Kent, doğaya karşıt yapay bir inşa değil, onun potansiyellerinin gerçekleşmesidir.

Bu yaklaşım, insanı geri kalan canlılardan ayıran bir kopuşu varsaymaz. Doğayı bir bütün olarak ele almaz; doğanın belirli bir yönünü —hizmetkârlığı— kolektif yaşamın temeli olarak görür. Doğa, fethedilecek bir toprak değil, siyasetin üzerine inşa edildiği zemindir.

Davi Kopenawa: Doğa, ilahi bir mücadelenin aracı

Davi Kopenawa’nın betimlediği sahnede doğa, ne bir temel ne de bir ilkedir; kozmolojik bir anlatıda etkin bir aktördür. İnsan eyleminin çerçevesi değil, yüce bir gücün aracıdır.

Omama, ormanın ve salgın varlıklarının kötücül varlıklarını onunla bozguna uğratır.

, La Chute du ciel  — éd. Fransızca çeviriden: Bruce Albert (Yanomami sözlerinin derlenmesi ve çevirisi), Plon, Terre humaine koleksiyonu, 2010

Burada doğa, ne nesne ne de özerk bir öznedir; bir araçtır. “Onunla” ifadesi, belirsiz bir varlığa —belki orman, belki daha geniş bir güç— gönderme yapar ve bu varlık, ilahi eylemin taşıyıcısı olarak iş görür. “Kötücül varlıklar” ve “salgın varlıkları”, dengesizlikler değil, yenilmesi gereken düşmanlardır. Doğa, ilişkiler ağı değil, karşıt güçlerin mücadelesinin cereyan ettiği bir savaş alanıdır.

Karşılıklılık ya da karşılıklı bağımlılık söz konusu değildir. İlişki yatay değil, dikeydir: Omama, doğa aracılığıyla değil, doğa vasıtasıyla hareket eder. Egemenlik paylaşılmaz; mutlaktır — Omama’ya aittir ve doğa aracılığıyla icra edilir. Orman, siyasal bir özne değil, kozmik bir savaşta kullanılan bir alettir.

Bu bakış açısı, insan-olmayanların eyleyiciliğini yadsımaz, ama onu daha üst bir mantığa tabi kılar. “Kötücül varlıklar” ve “salgın varlıkları” aktörlerdir, ama eylemleri zaten doğanın bir araç olduğu bir anlatıya içkindir. Burada siyaset, varsa eğer, insan meselesi değil, ilahi bir meseledir.

Emanuele Coccia: Doğa, başkalaşımın çerçevesi

Emanuele Coccia, doğayı ne temel ne de araç olarak değil, dönüşümün ilkesi olarak düşünsel bir düzleme yerleştirir. Alıntılanan pasaj, doğayı bir bütün olarak değil, bitkisel bedenlerin plastik gücü olarak başkalaşım olgusunu ele alır.

Ve bitkisel bedenlerin kendine özgü plastik gücü olarak başkalaşım üzerine bu düşünüm çerçevesinde, bugün “gelişim biyolojisi” olarak adlandırdığımız şeyin büyük bir kısmı yer alır.

, M tamorphoses  — éd. Fransızca çeviriden

Doğa, incelenecek bir nesne değil, kavramsal bir çerçevedir. Başkalaşım, canlının genel bir özelliği olarak sunulmaz; bitkisel bedenlere özgü bir güç olarak ele alınır. “Gelişim biyolojisi”, doğayı anlamanın anahtarı değil, başkalaşım üzerine daha geniş bir düşünümün parçasıdır.

Coccia, doğanın sürekli bir dönüşüm akışı olduğunu söylemez. İnsan egemenliğinden ya da onun sorgulanmasından da bahsetmez. Bitkisel başkalaşımı düşünsel bir nesne olarak betimler; bundan siyasal ya da etik sonuçlar çıkarmaz. Doğa, bir özne değil, canlı formların plastikliğini düşünmeyi sağlayan bir kavramdır.

Bu yaklaşım, insan eyleyiciliğini yadsımaz, ama onu temalaştırmaz. Doğaya bütüncül bir bakış sunmaz; bitkisel bedenlerin başkalaşımını analiz açısı olarak önerir. Siyaset burada yok değildir, ama adlandırılmamıştır. Doğa, ne fethedilecek bir toprak ne de ilişkiler ağı ne de bir akıştır; dönüşümü düşünmenin çerçevesidir.

Üç statü, bir soru

Bu üç fragman bir diyalektik çizmez. Karşıtlaşmazlar, tamamlamazlar, yanıt vermezler. Aristoteles doğayı siyasal düzenin temeli olarak ele alır; Davi Kopenawa onu ilahi bir eylemin aracı olarak betimler; Emanuele Coccia ise bitkisel başkalaşım üzerine düşünümün çerçevesi olarak görür. Hiçbir pozisyon diğerine indirgenemez, hiçbiri bir senteze dahil edilemez.

Yine de, yan yana gelişleri temel bir şeyi açığa çıkarır: doğa asla verili değildir, her zaman bir inşa. Aristoteles’te kentin temeli; Davi Kopenawa’da Omama’nın aracı; Coccia’da bitkisel plastiklik üzerine düşünümün çerçevesi. Hiçbir yaklaşım soruyu tüketme iddiasında bulunmaz. Hiçbiri tek anlamlı bir tanım önermez.

Bu ayrılıklar bile siyasaldır. Doğanın, egemen olunabilecek bir nesne, diyalog kurulabilecek bir özne ya da içinde sürükleneceğimiz bir akış olmadığını gösterir. Doğa, her zaman açık, her zaman tartışmalı bir sorudur. Siyaseti, doğaya yönelik bir iktidar ilişkisi olarak değil, doğayla —yani her zaman elimizden kaçanla— bir ilişki olarak düşünmeyi zorunlu kılar.

Alıntılanan Kaynaklar

  • Aristote, La Politique, baskı 3e éd. revue et corrigée, Paris, 1874 (Gallica/BnF), çev. Jules Barthélemy-Saint-Hilaire.
  • Davi Kopenawa, La Chute du ciel, baskı Plon, coll. Terre humaine, 2010, çev. Bruce Albert (propos yanomami recueillis et traduits).
  • Emanuele Coccia, M tamorphoses, baskı .